• You Are Here
mügüş
Yönetici
( Yönetici )
Gönderiler:2702
Karma: 12

Üst Ölçekli Plan Sorunsalı (İstanbul örneği üzerinden) (Mehmet Çakılcıoğlu)

#380 2 yıl, 11 ay önce
Üst Ölçekli Plan Sorunsalı*

Mehmet Çakılcıoğlu
Dr. Kent Plancısı


*Bu Bildiri 11 Aralık 2004 tarihinde Yalova Valiliği, Yalova Belediyesi ve TMMOB Şehir Plancıları Odası'nın ortaklaşa düzenledikleri ve Yalova'da gerçekleştirilen “Yalova Geleceğini Planlıyor" konulu panelde sunulmuştur.

Türkiye’de imar hareketleri çeşitli yasa ve yönetmeliklerle yönlendirilmektedir ve planların ölçek hiyerarşileri, yapım yöntemleri gibi benzeri uygulama konuları yasalarla uyumlu olmak durumunda olan yönetmeliklerle belirlenmiştir. Ancak, İmar ile ilgili yasa ve yönetmelikler arasında boşluklar ve çelişkili durumlar bulunmaktadır. Ülkemizdeki imar hareketlerinin sağlıklı bir duruma gelebilmesi için her şeyden önce hukuki durumun netleşmesi gerekmektedir.

Üst ölçekli bir plan olan Çevre Düzeni Planı kavramı üzerinde çok sık durulan, tartışılan ama hangi kurum tarafından hazırlanacağı konusunda hala son ve net bir noktaya varılamayan bir kavramdır.

Konu ile ilgili çeşitli yasa ve yönetmeliklerde Çevre Düzeni Planı şu şekilde açıklanmaktadır;

3194 sayılı İmar Kanunu’nda Çevre Düzeni Planı; Ülke ve bölge plan kararlarına uygun olarak konut, sanayi, tarım, turizm, ulaşım gibi yerleşme ve arazi kullanılması kararlarını belirleyen plan olarak tanımlanmakta olup herhangi bir ölçekten söz edilmemiştir.
Aynı kanuna bağlı olarak çıkartılan “Plan Yapım Yönetmeliği”nde ise Çevre Düzeni Planının ölçeği 1/25.000, 1/ 50.000, 1/100.000 veya 1/200.000 olarak belirlenmiş ve varsa bölge plan kararlarına uygun olmasının gerekli olduğu hükme bağlanmıştır.

04.11.2000 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren ve o dönemki adıyla Çevre Bakanlığı tarafından hazırlanan “Çevre Düzeni Planlarının Yapılması Esaslarına Dair Yönetmelik”te Çevre Düzeni Planı tanımına bir önceki yönetmelikten farklı olarak “varsa bölge planı” yerine “Ülke ve Bölge plan kararlarına uygun olarak” hazırlanacaktır ifadesi konulmuştur.

4856 sayılı Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun ile “kalkınma plânları ve bölge plânları temel alınarak çevre düzeni plânlarını hazırlamak veya hazırlatmak, onaylamak, uygulanmasını sağlamak”, görevi Çevre ve Orman Bakanlığı’na verilmiştir.

Bu yasadan çok kısa bir süre sonra çıkartılan 4864 sayılı kanun ile 4856 sayılı kanuna bir madde eklenerek; “Kalkınma, bölge ve metropoliten imar planlarına uygun olarak yapılan 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planları ve bunlara ait değişikliklerle ilgili olarak, 8.5.2003 tarihinden önce onaylanmak üzere Bayındırlık ve İskân Bakanlığına intikal ettirilmiş bulunan planlarla ilgili iş ve işlemler, Bayındırlık ve İskân Bakanlığınca tamamlanarak onaylanır” denilmiştir.

23.07.2004 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun da ise “Çevre düzeni plânına uygun olmak kaydıyla, büyükşehir belediye ve mücavir alan sınırları içinde 1/5.000 ile 1/25.000 arasındaki her ölçekte nazım imar plânını yapmak, yaptırmak ve onaylayarak uygulamak” görevi Büyükşehir belediyelerine verilmiştir.

Bu arada Bayındırlık ve İskan Bakanlığı yayınladığı çeşitli genelgeler ile 1/50.000 ölçekli Metropoliten plan yapma yetkisinin kendisinde olduğunu belirtilmektedir.

Plan yapma yetkisinde son durum şu şekildedir;
-1/100.000 ölçekli planların yapım yetkisi Çevre ve Orman Bakanlığı’nda,
-1/50.000 ölçekli planların yapım yetkisi Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nda,
-Büyükşehir olan illerde 1/25.000 ve daha alt ölçekli planların yapım yetkisi ise Büyükşehir Belediyelerindedir.
Bu son cümle bile ülkemizde üst ölçekli planların yapımı konusunda yaşanan ve yaşanması ne yazık ki devam edecek kaosun net bir göstergesidir.

Üst ölçekli planların yapım yetkisi ile ilgili olarak mevzuattaki karmaşa İstanbul’u nasıl etkilemiştir ve etkilemeye devam etmektedir?
2600 Yıllık tarihi geçmişi Roma, Bizans ve Osmanlı İmparatorluklarının uygarlık birikimine dayanan İstanbul’un Cumhuriyet dönemindeki planlı kentleşme çabaları 1930’lu yıllarda başlamış, 1950’lere kadar devam eden planlama ve uygulama çalışmaları yabancı ve Türk uzmanlar tarafından yönlendirilmiştir. İstanbul’un planlanmasında, kuzeyde yer alan, ekolojik açıdan çok değerli ve kaybedildiğinde geri kazanılması olanaksız olan orman alanlarının ve içme suyu havzalarının korunabilmesi için, metropolün güneyde, Marmara kıyılarına paralel, doğu-batı doğrultusunda gelişmesini sağlayacak bir planlama stratejisinin gerekliliği o dönemlerde de üzerinde durulan bir konuydu.
1980 yılında ilk kez metropoliten ölçekte ve 1995 yılını hedefleyen 1/50.000 ölçekli Nazım Plan bu ilkeyi benimseyen bir anlayışla İmar ve İskan Bakanlığı’nca yapıldı ve onandı. Ancak, yılda birkaç yüz bin göç alan İstanbul’da bir yandan bu planlı gelişme çabaları sürerken, diğer yandan büyük bir bölümü yasa dışı bir şekilde büyüdü.
Türkiye’de 1950’lerden sonra çeşitli sosyal, ekonomik ve politik etkenlerle büyük kentlere ve özellikle de her zaman bir cazibe merkezi olmuş olan İstanbul’a göç süreci başlamış, düşük gelirli bu insanlar kent çevresinde hazine arazilerinde imara açılmamış alanlarda gecekondularını oluşturmuşlardır. 1970’li yılların ortalarından itibaren gecekondular farklı bir nitelik kazanmış, barınma gereksinimine yönelik basit yapıların yerini kent rantından yararlanmayı amaçlayan çok katlı, çok daireli, standart malzeme ile imal edilen kaçak yapılar almıştır.

1980’li yıllarda, artan nüfusa karşın konut için uygun ve ucuz arazinin azalması ve çevre yollarının (özellikle ikinci köprü ve çevre yollarının) sağladığı kolay ulaşımın etkisi ile bu yasa dışı gelişmeler kentin ekolojik yönden önemli kuzey bölgelerine doğru kaymaya başlamıştır. Bu tehlikenin boyutları 1999 depreminden sonra daha da artmıştır.

1984 yılında çıkarılan ve plan bütünlüğü açısından olumsuz sonuçlar doğuran 3030 sayılı yasa ile İstanbul Metropolünün planlama yetkisi Belediye ile Bayındırlık ve İskan Bakanlığı arasında bölünmüştür. Bu yıllarda yoğun kentleşme baskısı ile Metropoliten Nazım Plana aykırı yapılan ve onanan bir çok alt ölçekli imar planları, af yasası uygulamaları, imar planı standartlarını taşımayan ıslah planları ve yasa dışı yapılaşmaların yoğunlaşması sonucu Nazım Planın yeniden yapılması sonucunu doğurmuştur.

Nazım Plan Bürosu 1985 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlandıktan sonra 1989 yılında yeni bir yapılanmaya gidilmiş ve 1994 Mart ayında 1/50.000 ölçekli İstanbul Büyükşehir Nazım Planı Büyükşehir Belediyesi tarafından onaylanmıştır.

1994 yılındaki yerel seçimlerden sonra 1/50.000 ölçekli Nazım Planın revizyonu için çalışmalara başlanmış ve 1995 Kasımında 1/50.000 ölçekli İstanbul Metropoliten Alan Alt Bölge Nazım Planı Büyükşehir Belediyesi tarafından onaylanmıştır.

1995 onay tarihli planda Metropoliten bölge olarak Marmara ve Trakya bölgesi bütünü kabul edilmiştir. Metropoliten alan ise, Tekirdağ il sınırından İzmit il sınırına kadar uzanan bölgeyi kapsamaktadır. Bu sınırlar içinde analiz çalışmaları yapılarak, batıda İstanbul il sınırı, doğuda İstanbul il sınırına ilave olarak Gebze ilçesi sınırını içine alan bölge bütününde “İstanbul Metropoliten Alan Alt Bölge Nazım Planı” çalışmaları tamamlanmıştır.
Gerek 1994 gerekse de 1995 onay tarihi Nazım Planlarda tarihi, kültürel ve doğal değerlerin korunmasına yönelik doğrusal ve çok merkezli makroform ilke olarak benimsenmiştir. Ancak, bu planlar 3030 sayılı yasa gereği bir metropoliten plan değil bir parçası olabilmiştir. Diğer yandan yanlış sanayi yer seçimi, karayolu politikaları ve üst plana ve plan standartlarına uygun olmayan alt ölçekli imar planları ile yasallaştırılmış olan sağlıksız yerleşim alanları bu plana veri olarak kabul edilmek durumunda kalınmıştır.

1995 Nazım Planı’nın amacı: 2010 yılına kadar olan süreçte İstanbul’un; evrensel düzeyde taşıdığı tarihi, kültürel, doğal özdeğerlerine sahip çıkılarak; tarihi kültürel kimliği ile özdeş, geçmişte olduğu gibi günümüzde de bir dünya kenti statüsü kazandırmak üzere; ülke ve bölge kalkınması ile uyumlu büyümesi ve gelişmesi sağlanırken; dünyadaki ekonomik gelişme sürecinde dünya metropoller kademelenmesi içinde yerini alarak; dünya ve bölge ülkelerinin ekonomik yapıları ile bütünleşen, bölgesel fırsatları iyi kullanan ve bu yapılanmada öncü rol üstlenen tarih, kültür, bilim, sanat, siyaset, ticaret, hizmet, ağırlıklı bir metropoliten kent olarak koruma ve gelişme dengesinin kurulmasıdır.

Nazım planda;
• Metropoliten alan alt bölgesi bütününde sektörel dengeli dağılımın organize edilerek, ihtisaslaşmanın sağlanması,
• Merkez ticaret alanı ve alt merkezlerin belirlenerek, merkezler kademelenmesinin sağlanması,
• Sosyal yaşam standartına en uygun yoğunluk oranlarının sağlanması,
• Kentin lineer ve çok merkezli gelişiminin sağlanması,
• İstanbul Metropoliten Alan Alt Bölge; 1. kuşak (güney kıyı-E5 arası), 2. kuşak (E5-TEM arası) ve 3. kuşaktan (TEM-kuzey sınırı) oluşmaktadır. Kentin makroformunun 3. kuşak içinde geliştirilmemesi,
• Gebze ve Ortaköy-Kavaklı’da kanat çekim merkezlerinin önerilmesi,
• Kirletici ve büyük sanayinin desantralize edilmesi,
• Haydarpaşa limanın bölge içinde konteyner taşımacılığına uygun başka bir alana veya alanlara desantralize edilmesi,
• Toplu taşımanın (kalite, sürat, hat uzunlukları, erişebilirlik ve sistemler arası entegrasyon sağlanarak) geliştirilmesi, hedeflenmiştir.

Söz konusu planda doğal ve sosyo-ekonomik eşiklerin belirlediği potansiyel alanlarda, mekansal ya da yönetimsel yerleşme bütünlüklerinin sağlanması, olabildiğince kendine yeter büyüklüklerde ve kompakt yerleşmelerin aralarında yeşil kuşaklar bırakılarak, kentsel ve sosyal donatıların yer alacağı bir yerleşme biçimi benimsenerek, İstanbul’un doğrusal ve çok merkezli bir formda gelişimi öngörülmüştür. Bunun nedeni; İstanbul Metropoliteninin genel coğrafi yapısı içinde, Doğu ve Batı yakalarının her ikisinde de Devlet Orman Alanlarının Karadeniz sahilinden başlayıp, Güneyde Marmara’ya dönük yamaçlara kadar sarkması, kuzey kesimlerinin çok engebeli bir topografyaya sahip olması, Karadenizin etkisi altında kalan platolar ile güneyde Marmara sahilleri arasında önemli ölçüde ısı ve iklim farklılıklarının bulunması, Marmara’nın bir iç deniz olarak Marmara bölgesi yerleşik alanları arasında deniz yoluna ve arazinin ise, karayolu ulaşımına imkanlar vermesi gibi doğal ve ekonomik faktörler, İstanbul kentinin, Doğu ve Batı yakalarının güney kıyılarında yerleşmesi için yeterli neden olarak sayılmıştır.
Bugünkü yapı içinde, orman sınırı ile çerçevelenmiş olan Metropolitende yerleşmeye uygun potansiyel alanlar ile boğaziçi ve su toplama havzalarındaki kaçak yapılaşmalar sonucunda doğu ve batı yakasında doğrusal gelişme aksları yanında konsantrik bir makroform gelişimi de kuvvetlenmeye başlamış olup, bu eğilimlerin belirli ölçüde düzenlenerek yönlendirilmelerinin gerekli olduğu, 2010 hedef yılına kadar, yarı kompakt ve doğrusal karışımı TEM otobanını sınır kabul eden (I. ve II. kuşak) bir makroform gelişiminin olması gerektiği vurgulanmıştır.
Metropoliten alan alt bölgenin dış kesiminde yer alan, kentin doğrusal ve çok merkezli gelişme formunu destekleyen, kent merkezinden nüfus desantralizasyonu sağlayacak nitelikte “Kanat Çekim Merkezleri” önerilerek ihtisaslaşma ve merkezlerin kademelenmesi öngörülmüştür.
1/50.000 ölçekli planın onanmasından sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından Nazım Planın ilkeleri doğrultusunda alt ölçekli planların yapımına başlanmıştır. Bu süreçte havza alanları ve merkez alanları öncelikli bölgeler olarak ele alınmıştır. 1995 yılından sonra özellikle de 1999 yılındaki depremden sonra Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nın “Deprem” genelgesi doğrultusunda İstanbul genelinde 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planlarının revizyonuna gidilmiştir.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan 1/50.000 ölçekli İstanbul Metropoliten Alan Alt Bölge Nazım Planı bugün için yürürlükte değildir. Konu ile ilgili çeşitli davalar sonucunda 1/50.000 ölçekli plan yapma yetkisinin Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’na ait olduğu hükme bağlanmıştır. Dolayısıyla söz konusu plan işlerliğini yitirmiş durumdadır.
Özetle;
Ölçeği ne olursa olsun üst ölçekli planlar bir kentin planlama anlamında anayasasıdır. Bir kentin özellikle de İstanbul gibi bir dünya metropolünün stratejik kararların verildiği bir üst ölçekli planının olmaması uygulamada sorunlar yaratmaktadır.

Bugün için yürütülmekte olan 1/5000 ölçekli planlarda “Kentsel Dönüşüm” kavramı üzerinde oldukça sık durulan bir kavramdır. “Kentsel Dönüşümü” genel bir çerçeve içinde, farklı nedenlerden ötürü zaman süreci içinde eskimiş, köhnemiş, yıpranmış ya da kimi durumlarda terkedilmiş, vazgeçilmiş kentsel dokunun, günün sosyo-ekonomik ve fiziksel koşulları gözönünde tutularak değiştirilmesi, dönüştürülmesi, ıslah edilmesi ve yeniden canlandırılarak kente kazandırılması” olarak ifade edebiliriz.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesindeki Planlama Müdürlükleri tarafından hazırlanan farklı 1/5000 ölçekli planlarda “Kentsel Dönüşüm” ile ilgili olarak farklı yöntemler geliştirilmektedir. Her yöntem kendi içerisinde tutarlı olmasına karşın konu İstanbul genelinde bir bütünsellik içerisinde düşünüldüğünde çelişkili durumlar ortaya çıkabilmektdir.

“Kentsel Koruma” kavramında olduğu gibi diğer birçok konuda da (Havza alanları, merkez alanları) İstanbul genelinde üst ölçekli staratejik bir planın olmaması alt ölçekli planlarda birbirinden kopuk, parçacı bir planlama anlayışını ortaya çıkabilmektedir. Alt ölçekli planlar arkalarında üst ölçekli bir planın gücünü ve güvenini hissedememektedirler.

1988 yılında gerçekleştirilen ve konusu “Şehircilik, Hukuk ve Yönetim İlişkileri” olan Türkiye 12. Dünya Şehircilik Günü Kolokyumu” sonuçları üzerine değerlendirme yazısında Prof. Dr. Gönül Tankut; “...Bölge Planlarının ve Çevre Düzeni Planlarının kimin tarafından üretileceği, kim tarafından onaylanacağı ve bu planların nitelikleri, birbirleri ile tutarlılıkları en yakın zamanda ele alınıp belirlenmesi gereken çok önemli konulardır.” demektedir. Plan yapımı ile ilgili olarak bugünkü karmaşayı düşündüğümüzde 16 yıllık bir süreç içerisinde çok da fazla olumlu adımlar atamadığımızı ne yazık ki görmekteyiz.

Anayasasında bir hukuk devleti olduğu açıkça belirtilmiş ülkemizde, imar hukuku açısından böylesine karmaşaların yaşanması, ülkemizdeki kentleşmenin yasadışı gelişme sürecinde önemli bir etken olmaktadır.

Kaynak :
- 1/50.000 ölçekli İstanbul Metropoliten Alan Alt Bölge Nazım Plan Raporu, İstanbul, 1995 Pelin Pınar Özden, “Kentsel Yenileme Uygulamalarında Yerel Yönetimlerin Rolü Üzerine Düşünceler ve İstanbul Örneği”, İ.Ü.Siyasal Bilgiler Fak. Dergisi, No: 23-24 (Ekim 2000-Mart 2001)
- Prof. Dr. Gönül Tankut, Şehircilik Hukuk ve Yönetim Sorunları Kolokyum Sonuçları Üzerine Bir Değerlendirme, Türkiye 12. Dünya Şehircilik Günü Kolokyumu, Ankara, 1988.
ŞehirPlanlama.Org
Son Düzenleme: 2 yıl, 10 ay önce Düzenleyen mügüş.
Sayfa oluşturulma süresi: 0.43 saniye

Giriş Formu



BURADAYIZ..!

Kentsel Dönüşüm Planlama.Org SPK Gayrimenkul Değerleme GeNcDiNaMiK.com

Anket

3. Köprü hakkında ne düşünüyorsunuz?

Anket

Sitemizi Beğendiniz mi?