• You Are Here
mügüş
Yönetici
( Yönetici )
Gönderiler:3000
Karma: 13

“Çevre ve Şehircilik Bakanlığı” Önerisi (Prof. Dr. Mehmet ÇUBUK)

#738 3 yıl, 4 ay önce
“Çevre ve Şehircilik Bakanlığı” Önerisi
Prof. Dr. Mehmet ÇUBUK

Değişim - Gelişim ve Farklılaşmalar Karşısında Yeni Bir Örgütlenme ve Organizasyon Olarak, “Çevre ve Şehircilik Bakanlığı” Önerisi


Başlarken
Bugünlerde medyada; İmar Kanunu ve Bayındırlık Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’de değişiklik getiren bir Kanun Tasarısı’nın T.B.M. Meclisinde görüşülmeye başlanacağı haberleri yer almaktadır. Akademik çevrelerde yıllardır savunulan “Şehircilik Kanunu” yapılması ve “Şehircilik Bakanlığı” kurulması istek ve iddiaları bir türlü gerçekleştirilememiştir. Ve bugün Türkiye’de, İmar sistemi ve anlayışının egemen olduğu şehircilik uygulamalarına tanık olunmaktadır.

Uzun yıllar çağdaş çizgide şehircilik olgusu ve yaklaşımı içinde bir Türk Şehircilik Yasası hazırlanması ve uygulayıcı olarak Şehircilik Bakanlığı oluşturulması konusunda düşünce ve iddialar üretmiş birisi olarak, güncel koşullarda yaptığım değerlendirme göstermektedir ki; aradan geçen bunca yıl içinde ancak, 1999 Marmara Depreminde sonra sadece İmar mevzuatında “Yapı” ve “Çevresi” ile ilgili önemli gelişmeler ve iyileştirmeler yapılmıştır. Ama Ülke genelinde, şehircilikle ilgili mevzuat ve uygulayıcı konumda da bir Bakanlık kurulamamıştır. Aksine, şehircilik genelinde uygulamalarda; plan yapma ve denetim yetkisinin, bazı Bakanlıklar ve kamu kuruluşları arasında giderek daha yaygın biçimde paylaşıldığı gibi bir sistemsizlik içine girildiği görülmektedir. Bu yetkiler; bir bakıma Çevre ve Orman Bakanlığı -Bayındırlık ve İskân Bakanlığı- Kültür ve Turizm Bakanlığı ve TOKİ gibi kuruluşlar tarafından kullanılmaktadır.

Dolayısıyla, değişen ve gelişen koşullarda bugün; Çevre ve Orman Bakanlığı ile Bayındırlık ve İskân Bakanlığı kuruluş yasalarında yapılacak değişikliklerle, yapılmak istenenin yerine, yeni bir örgütlenme ve organizasyon olarak “Çevre ve Şehircilik Bakanlığı” kurulması ve bir “Şehircilik Çerçeve Yasası” yapılması bir gereklilik olarak belirmektedir. İşte aşağıda bu konuda hazırlanmış yazı sunulmaktadır.

Giriş
Dünyada olduğu gibi Ülkemizde de olagelen; hızlı değişim, her alandaki gelişme ve farklılıklar toplumun yaşamında ve yaşam alanlarında yeni gereksinimler doğurmakta, yeni organizasyonları ve yeniden örgütlenmeleri zorunlu kılmaktadır. Kentlerin mekânsal yayılmaları, biçim değiştirmeleri, üretim ekonomisine bağlı sosyal çevrelerin alt üst olması, ülke topraklarında kentsel - kırsal dengelerin bozulması ve keza, bunlar içindeki dengelerin de değişimi izlenmektedir. Bu değişimlerden yeni koşullar, yeni araçlar, kavramlar, düşünceler, güçler doğmaktadır. Batılı gelişmiş ülkelerde, modernitenin yarattığı yaşam tarzı ve yaşam alanlarıyla ilgili gelişmeler izlenerek yeni koşullar oluşturulmakta ve uyum sağlanmaktadır. Ve aslında bu değişmeler toplumu yeni kavramlar, tarzlar, araçlar ve kaynaklar bulmaya itmektedir.

Bu gelişmelerde; toplumun değişim ve yeniliklere hazırlanmasında doğal olarak Devlet etkin rol oynamaktadır. Devlet, ülkenin yarınının hazırlanmasında ve bir ulusal şehircilik olgusu yaratılmasında, prospektif (bugünden ileriye dönük) programlama ve politikalar geliştirilmesinde ve eylemlerin gerçekleştirilmesinde; yaptırım getiren mevzuat-sistem-araçlar ve mekanizmalar yaratılmasında, uygulama ve denetlemede; düzen getirici misyonu ile kollayıcı ve kolaylaştırıcı varlığını göstermektedir. Batının gelişmiş ülkelerinde ortaya çıkan bu yaklaşım ülkemizde de yaşanmalı, Devlet bu rolü en iyi şekilde oynamalıdır. Böylece Ülkede şehirciliğin gelişmesinde, ileriye dönüklüğü ve gelişmeleri belirleyecek egemen bir irade ve düşünce ortaya çıkmalıdır. Bu düşünce, kendi toplumunu en iyi yaşam koşullarına ve olanaklarına kavuşturmayı içermelidir (1).

Ülkemizde, şehirciliğin değişme ve gelişme hızını yönlendirecek yasal mevzuatın, son dönemlerde yapılan önemli iyileştirmelere karşın hâlâ yeterli düzeyde olduğunu söylemek zordur. Ne yazık ki bu iyileştirmeler, toplumsal-ekonomik gelişme ve değişim hızının gerisinde kalmaktadır. Türkiye hâlâ, imar sistemi ile şehircilik oyununa devam etmektedir. Oysa toplum artık, yeni gereksinimler, yeni yönelişler, daha iyi mekanizmalar ve hukukî araçlarla donatılmış yeni kent yorumlarını beklemektedir. Yıllardır savladığım şekilde, Türk imar sisteminden Türk şehircilik sistemine geçilmelidir (*). Böylece temelde, ülke topraklarına ussal ve korumacı bakışı, müdahaleleri yönlendirecek mevzuat - vasıtalar ve otoriteler gözden geçirilmeli ve yeniden yaratılmalıdır (2).

Yaklaşık otuz dört yıldır akademik çerçevede, ülkede olması gereken bir ulusal şehircilik olgusu yaratılması konusunda yaptığım çalışmalardan bazı alıntıları kısaca burada vermeyi uygun buluyorum. Bu alıntılar yazımın başlığını oluşturan yeni “Çevre ve Şehircilik Bakanlığı” önerisi ile ilişkili olup, Planlama.Org sanal sayfalarında yayınlanan önceki yazılarımda olduğu gibi yine bir açıklama olarak başa koyuyorum.

Açıklama - Türk Şehirciliği’nde Yeni Bir Statüye Doğru
1999 yılında yayımlanan, “İmar mevzuatından şehircilik mevzuatına-Türk şehirciliğine sistematik bir yaklaşım denemesi” kitabımın 60.sayfasında “Türk şehirciliğinde yeni bir ulusal statüye doğru.” başlıklı yazımda aşağıdaki saptamalar yer almıştır.

“.Geçmişte ve günümüzde (1991) kalkınma planlarını uygulamaya koyan Bakanlıklar, genelde kendi anlayışları, yorumları doğrultusunda kararlar almışlar, fakat bunlar ülke genelinde bir fizikî planlama oluşumuna katkı sağlamamışlardır. Örneğin Turizm Bakanlığının çalışmaları, DPT ye bağlı Serbest Bölgeler Dairesinin çalışmaları fizikî yatırımlar için yönlendirici olmanın ötesinde ülke genelinde fizikî planlama oluşumuna katkıda bulunmamışlardır. Diğer yandan, 3194 sayılı imar yasası, Bölge planlamaya fizikî ve yasal boyut getirmiş olmasına karşın, “Bölge planlama” ya ilişkin bir kurumsallaşmaya gidilememiştir. Yine aynı yasanın, yerel yönetimlere verdiği plan yapma ve onama yetkisi ile de birçok yerel yönetim mücavir alanlarını genişletmiş ve bu alanlarda verdiği yapı izinleri ile de hizmet götürülemeyen yerleşik alanlar oluşmasına neden olmuş ve yapısal düzeni bozmuştur. Böylece, ancak parçacı yaklaşımlarla yetinilmiş ve ülke mekânında kademeli ve bütüncül bir planlama anlayışına gelinememiştir.”

“Çevre yasası ve yeni oluşturulan Çevre Bakanlığı’nın programlarında görülen Çevre Düzeni Planları yapma görevi, şehirciliğimizdeki sistemsizliği gösteren ve yetki dağınıklığını ortaya koyan bir başka örneği oluşturmuştur. Ülkede her ne kadar şehircilikle ilgili yeni kurumlar oluşturulmuş ve yeni yasal olanaklar yaratılmış ise de, örneğin çıkartılan af yasaları ile kaçak yapılar yasallaştırılmış, hisseli arazi ve başkasının mülkü üzerindeki yapılar için yasal düzenlemeler getirilmiş, ama bu düzenleme ve el koyma hükümleri çoğu kez mülkiyet hakkını zedelemiş, dolayısıyla yargı organlarına çok sayıda başvurulara neden olmuştur.”

“Bugün (1991) yeni yasal düzenlemeler ile bölge planlama, kıyı kullanımı, çevre koruma ve serbest bölgeler yasalarıyla, yatırımların yönlendirileceği alanlara, yasal, fizikî ve ekonomik içerikli paketler hazırlanmasında bütünlük sağlamak için yetkili kurumlar arasında bir koordinasyon sağlanamamıştır. Sonuçta yaratılması gereken kademeli ve bütüncül planlar anlayışı gerçekleşmemiştir.”

“3194 sayılı İmar Kanunu, bölge planı yapma yetkisini DPT’ye vermiştir. Ancak, bugüne kadar (1991) ülke mekânını ve kırsal alan planlamasını tümüyle ele alan bir yaklaşım ve planlama ya da havza planlama girişimi yapılamamıştır. Oysa havza planlaması bu koşullarda özel olarak değerlendirilmesi gereken bir projedir. Parçacı ve sektörel bazda oluşumlar, bütünsellikten uzak sonuçlar getirmiştir. Örneğin, yeni Kıyı Yasası’nın sadece kıyıya ilişkin koşullar getirmesi ve mücavir alanlar içindeki yetkilerin belediyelerde bırakılarak bütünselliğin kaçırılması gibi. Fakat buna karşın, önceleri mevzuatta kıyılarla ilgili olarak deniz ortamı değerlendirilmişken, yeni Çevre Yasası ile tanım getirilmiş ve denetim altına almıştır. Ek-7 ve 8.maddelerle ilgili düzenlemelerde her ne kadar mülkiyet çizgisi kesinleştirilmiş ise de plan kararlarını sınırlayan bu düzenlemeler kıyılardaki gelişmeleri zorunlu olarak yasa dışı hale sokmuştur.”

“.Bütün bu olumsuzluklara karşın, bugün (1991) artık doğal kaynakların korunmasında çevreci görüşlere ağırlık veren politikaların ve eylemlerin, doğal dengenin korunması için bütüncül çerçevede değerlendirilmeler gündemdedir. Sanayi yatırımlarında çevre politikaları ağırlık kazanmıştır. Devletin yol, baraj, enerji gibi alt yapı yatırımlarında yatırım alanları ve hatta turizm alanları, çevreci politikalar çerçevesinde tartışılmaya başlanmış, bu konuda kitlesel bilinçlenme filizlenmiştir.”

“Bugün (1991) Ülkede Çevre Bakanlığı oluşturulması, bir yandan yasal düzenlemelerin Uygulama alanı bulması, kitlelerin bilinçlenme ve tepki düzeylerinin gelişmesi, ülke çapında bir örgütlenme ile su ürünleri, su koruma havzaları, tarım topraklarının ve doğadaki tükenebilir nitelikteki bitki ve hayvanların doğal yaşam çevresini korumaya ve bilinçli olarak kullanmaya dönük bütüncül politikalar geliştirilmesinin temel esaslarını oluşturmuştur. Kentleşme ve kırsal alanın birlikte ele alınmasının ve planlamada sektörler arası uyumun, bütünleşmenin bir plan kapsamında yapılmasının gerekli koşulları doğmuştur.”

“Dünyada son on yıldır, Ülkelerin büyük bir kısmında, şehircilik reformu gündemin en önemli maddesi olmuştur. Bu durum ilerlemiş, sanayileşmiş ülkeler içinde böyledir. Dolayısıyla şehircilik reformu, ülkelerin gelişme ve ilerleme çizgisini takip eder şekilde olmaktadır. Bu reformlarla daha yaşanabilir bir çevre elde etmeye, toplumun artan ve değişen istek ve gereksinimlerini karşılamaya çalışmaktadırlar. Böylece kamunun, gelişmeye, düzenlemeye egemen olabilmesi için yeni eylem tarzları belirlemişlerdir. Bunun için teknik-lojistik ve finans vasıtaları yaratmışlardır.”

“Türkiye’de gerek planlama süreci, gerekse planlama otoriteleri açısından ülkesel bütünlük çerçevesinde; (ya da var gözükse de) bir hiyerarşi göstermediği ve şehircilik hukuku oluşturacak bütünlükte bir yasal strüktürü yansıtmadığı görülmektedir. Merkezi Hükümet adına Bayındırlık ve İskân Bakanlığı, DPT, Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı İdaresi, Bayındırlık bölge Müdürlükleri ayrı ayrı sorumluluk taşımakta, ayrıca turizm geliştirme planları, koruma ve çevre koruma planları ve son olarak Çevre Düzeni planları, farklı bakanlıklarca hazırlanıp onaylanmaktadırlar. Belediyelerle ilgili olarak, büyük kent belediyeleri ve büyük kente bağlı belediyeler ile küçük belediyeler yerel otoriteleri oluşturmaktadırlar. Bunlar arasında geri dönüşümlü bir koordinasyon bulunmamaktadır. Merkezi Hükümetin bu alt planları denetleme ve onay zorunluluğu da yoktur”

“Görülmektedir ki, ulusal düzeyde kentsel gelişmenin yönlendirilmesi ve gelişmenin tamamlanması için bunun yerel ölçeğe kadar indirilmesi gereği yerine getirilmiş değildir. Ayrıca, önemli yasal kararların ulusal düzeyde test edilmesi de zorunlu bulunmamaktadır. Ülkesel plan - bölge planı - metropoliten plan - kent planları kademelenmesi bulunmamakta, büyük kentler ve diğer kentler kendi sorumlulukları ve yetkileri içinde, eksik teknik ve ihtisas kadroları ile baş başa ve merkezi ve genel denetimden uzak ve koordinasyon dışında bırakılmışlardır. Yani ülkede geldiğimiz durum, gelişmiş -sanayileşmiş demokratik ileri ülkelerdeki temel yasalarla getirilen ve belirlenen özellikleri sunamamaktadır. Gerçekten de artık, imar yasası ile şehircilik yapılamayacağı ve İmar Yasası’nın ancak yapılanmayı yönlendireceği; fakat ülke şehirciliğini yönlendirecek ve ülkesel kaynakları korumayı garanti edecek, yeni bir anlayışa ve yasal düzenlemeye gereksinim bulunduğu görülmektedir.” “.temel sorun, Türk şehirciliğinin kurumsal sisteminin oluşturulması, var olan sistem rahatsızlığının giderilmesidir.”

Aynı kitabın 68.sayfasında yer alan “Şehirciliğimiz için kurumsal sistem” başlıklı yazımda da şu görüşler yer almıştır:

“…her şeyden önce, Türk şehirciliğinin kurumsal sisteminin oluşturulması için, ülkede mevcut sistemi sorgulayarak, yeni kavramların, eylem ve tarzlarının teknik ve diğer araçların yaratılması gerekmektedir. Bütün bunların gerçekleşmesi için galiba “ÜLKE DÜZENLEME VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞI” nın kurulması kaçınılmaz olmaktadır.”

Keza aynı kitabın 74.sayfasında yer alan ve Cumhuriyet gazetesinde makale olarak yayınlanan; ”Şehircilik Bakanlığı’na doğru” başlıklı yazımda da yeni bakanlık konusunda şu açıklamalar yer almıştır:

“.yeni kurulacak ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞI`na; düzenleme – koruma – konut – mimarî - şehircilik ve çevre konularında, diğer bakanlık ve ilgili kuruluşlarla organizasyon ve iş birliğini sağlayacak yetkiler tanınması gerekmektedir”.

Yukarıda yer verdiğim bu alıntılar 1991 yılında ülkede ki durum hakkında bir bilgi vermektedir. Aradan geçen 18 yıl içinde yasal düzenlemeler, yönetmeliklerle oluşturulan mevzuat, eylem ve icraatlara bakıldığında henüz daha arzu edilen ve olması gereken noktada bulunmadığımız, hedefe ulaşamadığımız görülmektedir. Bugün de hâlâ, ülkede ulusal şehircilik olgusunu güçlü kılacak yeni oluşumlara gereksinim bulunmaktadır.

1- Cumhuriyet döneminde gelişme ve değişimin gerçekleşmesinde, Ulusal Şehirciliği yaratmada Devlet organizasyon ve örgütlenmesine kısa bir bakış

Cumhuriyet döneminde başlayan, Türkiye de imar mevzuatı çerçevesinde gerçekleştirilen önemli değişim ve gelişimler dört dönemde incelenebilir (3). Dönemlere göre bunlar özet olarak ve genel çerçevede aşağıdaki gibi açıklanabilir.

1 – dönem, 1925-1955 yılları arasında geçen zaman olarak alınabilir. Bu dönemde birçok kanunla, sağlık vb. imar ve düzenleme konularında önemli hükümler getirilmiştir. 1848 yılında Osmanlı döneminde kurulmuş olan Nafıa Nezareti’nin var olan birikim ve deneyimiyle 1920 yılından 1928 yılına kadar NAFİA VEKÂLETİ Cumhuriyet döneminde imardan sorumlu ilk bakanlık olmuştur. 1928 yılında kurulan “BAYINDIRLIK BAKANLIĞI” da, Cumhuriyet döneminde imardan sorumlu ikinci bakanlık olmuştur. 1934 yılında, 2443 sayılı “Bayındırlık Bakanlığı Teşkilat ve Görevlerine Dair Kanun”; günün ve gelişmelerin gerektirdiği şekilde ele alınarak “Devlet Teşkilatı içinde memleketin imarına, ticarî ve ekonomik gelişmesine ve sosyal kaynaşmasına hizmet eden demiryollarını, limanlarını, şose ve köprülerini yapmak, su işlerini düzenlemek, karada havada ulaştırma ve haberleşmeye ait bayındırlık eserleri kurmak, işletmek ve idare etmek, çağdaş ilerlemeleri takip ederek bunları uygulamak, Devlet Daire ve Kuruluşlarına ait her türlü bina ve inşaatın ve Türk mimarisinin tarzını belirleyip yürütmek, tekniğe ait vasıta ve unsurları yetiştirmek, genel ve özel kanunların yüklediği diğer işleri yapmakla görevli bir kuruluş” olarak tanımlanmıştır (4). 1935 yılında da Bayındırlık Bakanlığı bünyesinde, 2799 sayılı kanun ile “Yapı İşleri Genel müdürlüğü” kurulmuştur. Teşkilat kanununda değişiklik yapılarak Bayındırlık Bakanlığı, ülkede ki kamu eliyle yapılacak bina yapım işlerinin tamamını üstlenmiştir. Aynı yıl, Millî Savunma Bakanlığı’na bağlı “Hava Yolları Devlet İşletme İdaresi” de Bayındırlık Bakanlığına bağlanmıştır. 1950 yılında 5539 sayılı kanunla “Karayolları Genel Müdürlüğü” kurularak Bayındırlık Bakanlığına bağlanmıştır. 1953 yılında, deprem - yangın - su baskını - yer kayması kaya düşmesi gibi tabii afetler Bayındırlık Bakanlığı bünyesinde yer almış ve “Yapı ve İmar İşleri Reisliği” kurulmuştur. Aynı yıl, 6200 sayılı kanunla da, “Yerüstü ve Yer altı sularına zararları önlemek” için Bayındırlık Bakanlığı bünyesinde “Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü” kurulmuştur (5).

2- İkinci dönem, 1955-1972 yılları arasında geçen zaman olarak alınabilir. Bu dönemde önemli adımlar atılmıştır. Kırdan kente göç büyük kentlerde kentleşme sorunlarının yaratmıştır. İşte bu dönemde, 1956 yılında 6785 sayılı “İmar Kanunu” yürürlüğe girmiştir. Planlama – Yapılanma - Denetim konularıyla ilgili ilke ve esaslar getirilmiştir. Gelişen ve kalkınan Türkiye’nin bir imar kanunu ihtiyacı olduğu gerekçesiyle, sadece imar işleriyle ilgilenecek bir Bakanlık kurulması gereksinimi doğmuş ve 1957 yılında “İMAR VE İSKÂN BAKANLIĞI” Cumhuriyet döneminde şehircilik ve imardan sorumlu üçüncü bakanlık olarak kurulmuştur. 1958 yılında, 3611 sayılı “Teşkilat ve Görev Kanunu” ile Bayındırlık Bakanlığı bünyesindeki “İmar İşleri” ve “Tabii Afetler” birimleri ve imar kanunu uygulamaları yeni kurulan İmar ve İskân Bakanlığına geçmiştir. Daha sonra “İller Bankası” - “Şehircilik ve İmar İşleri” birimleri de yeni kurulan Bakanlığına bağlanmıştır. Böylece fizikî planlama konusunda ilk adım atılmıştır. 1962 yılında Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) kurularak kalkınma planlarının hazırlanması, Ülke ve Bölge Planlama yaklaşımı ve Kalkınma Planları uygulanmasıyla da, imar ile ilgili mevzuat ta gelişmiş ve çeşitlenmiştir.1958’de yapılan bu 3611 sayılı kanunda, 1965 yılında değişiklik olmuştur. 1966 yılında, sorun olan gecekondularla ilgili 775 sayılı “Gecekondu Kanunu” yapılmıştır.

1972 yılında, 1609 sayılı kanunla; değişik mevzuatı toplamak, mevcut kuruluşların yeniden teşkilatlanmasına imkân sağlamak, yetki sınırlarını geliştirmek için İmar ve İskân Bakanlığı kuruluş ve görevleri kanunu” yapılmıştır (6).

3 - Üçüncü dönem, 1972- 1985 yılları arasında geçen zaman olarak alındığında, İmar mevzuatının diğer ilgili yasalarla bağlantısı kurularak, gelişmelerin tüm ülke düzeyinde ele alınmaya başladığı görülmüştür. 1972 yılında yapılan 1605 sayılı kanunla da, 6785 sayılı İmar Kanunu’nda değişiklikler yapılmış; Kıyıların düzenlenmesi ve Belediye mücavir alanları dışında kalan alanların da imar düzenine tabi kılınması ve imar mevzuatının içine alınması sağlanmıştır.

1983 yılında 180 sayılı,“Bayındırlık ve İskân Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri” hakkında K.H.Kararname ile “ülkenin altyapı ihtiyacını karşılamak üzere, Yapı işleri – Karayolları – Limanlar ve kıyı yapıları - Hava meydanları - Akaryakıt ve tabii gaz boru hatları ve tesisleri inşaatı ile esaslı onarımların yapılması, yaptırılması Fizikî planlama, imar planı uygulamaları – konut - yapı malzemesi - afet uygulama hizmetlerini etkili, düzenli ve süratli olarak görülebilmesi için” “BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANLIĞI”, Cumhuriyet döneminde şehircilik ve imardan sorumlu dördüncü bakanlık olarak kurulmuştur. Bayındırlık Bakanlığına bağlı; “Demiryolları - Limanlar ve Hava Meydanları İnşaatı Genel Müdürlüğü” ve aynı şekilde İmar ve İskân Bakanlığına bağlı; “Planlama ve İmar Genel Müdürlüğü” – “Belediyeler Teknik Hizmetler Genel Müdürlüğü” – “Mesken Genel Müdürlüğü” – “Yapı Malzemeleri ve Deprem Araştırma Genel Müdürlüğü” – “Afet İşleri Genel Müdürlüğü” yeni kurulan Bayındırlık ve İskân Bakanlığı bünyesine geçmiştir. Ayrıca; “Toplu Konut Yüksek Kurulu” – “İmar Komisyonu Yüksek Kurulu” – “İmar iskân Şurası” oluşturularak yeni Bakanlığa bağlanmıştır. “T.Emlâk Kredi Bankası” – “İller Bankası” da Bakanlık bünyesine alınmıştır. 180 sayılı K.H.Kararname de 1984 yılında 209 sayılı kanunla değiştirilmiştir.

1972 yılında Birleşmiş Milletler Organizasyonu olarak Stockholm’ de “Çevre konferansı” yapılmış ve “gelişme”nin sadece bir uygulamalar bütünü olmadığı ve “çevre”nin de yalnızca doğanın korunması ile sınırlandırılamayacağı, ama bu ikisinin (gelişme ve çevrenin) birlikte ele alınması gerektiği iddiasıyla yeni bir kavram olarak ekolojik gelişme (eco-development) düşüncesi ortaya çıkmıştır. Ancak, ekolojik gelişme demografik değerler açısından savunulan bir ifade olamamış ve yıllar sonra yapılan tartışmalarda kabul edilerek kavramsallaşan “sürdürülebilir gelişme” uluslararası anlam kazanmıştır (7). Bu Dünya Konferansı sonrası başlayan ve evrensel boyut kazanan tanımlama ve yaklaşımlarının Türkiye’deki yansıması ve tartışmalarla gelen gelişmeler sonucu, 1983 yılında 2872 sayılı “Çevre Kanunu” yapılmıştır. Amacı; “çevrenin korunması, iyileştirilmesi, arazinin ve doğal kaynakların en uygun bir biçimde kullanılması, su toprak ve hava kirlenmesinin önlenmesi, bitki ve hayvan varlığı ile doğal ve tarihsel zenginliklerin korunması için yapılacak düzenlemeler ve alınacak önlemler belirtilmiştir. Bu düzenlemeler yapılırken ve önlemler alınırken; bunların, ekonomik ve sosyal kalkınma hedefleriyle uyumlu olarak, belirli hukukî ve teknik esaslara göre ortaya konmaları istenmiştir” şeklinde belirtilmiştir. Kanun, kırsal ve kentsel alanları, bir diğer ifade ile ülkenin tamamı kapsam içine alınmıştır. Önceki dönemlerde Akademik boyutta ve kuramsal olarak tartışılan ve plan-lama için veri oluşturan “çevre girdisi” ne önem veren “çevreselci planlama” yaklaşımları (ekolojik yaklaşımlı planlama anlayışı) ekolojik denge ve bütünlüğün korunması ve kollanmasın sağlamayı hedefleyen) çalışmalar yapılmıştır (8). Çevre kanunu böylece yol açarak önemli bir mevzuat eksikliğini gidermiştir.

Üçüncü dönemde özel hükümlerin yer aldığı, bir bakıma Özel kanunlar yapılmıştır.1983 yılında 2960 sayılı “BOGAZİÇİ KANUNU” buna örnektir. Bu kanunun amacı; “Boğaziçi alanının kültürel ve tarihi değerlerini ve doğal güzelliklerini kamu yararı gözetilerek korumak ve geliştirmek ve bu alandaki nüfus yoğunluğunu artıracak yapılanmayı sınırlamak için uygulanacak imar mevzuatını belirlemek ve düzenlemek” olarak belirtilmiştir.

Özel hükümler içeren diğer bir kanun da,1983 yılında yapılan 2863 sayılı “KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA KANUNU” dur. Amacı; “taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile ilgili tanımları belirlemek, yapılacak işler ve faaliyetleri dengelemek, bu konuda gerekli ilke ve uygulama kararlarını alacak teşkilatın kuruluş ve görevlerini tespit etmek” olarak belirlenmiştir.

1984 yılında keza, 2981 sayılı “İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak bazı İşlemler Kanunu” (İmar Affı Kanunu) ve ayrıca, hem 3803 sayılı “Sulama Alanlarında Arazi Düzenlenmesine dair Tarım Reformu Kanunu” ve hem de 2985 sayılı “Toplu Konut Kanunu” yapılmıştır (9).

4- Dördüncü dönem, 1985’ten günümüze uzanan zaman dilimidir. Bu dönemde çok önemli yasal dokümanlar elde edilmiş, örgütlenmeler yapılmıştır.1985 yılında kabul edilen 3194 sayılı “İmar yasası” ile Yasa ve Yönetmeliklerine dayalı imar planları yapılmaya başlanmış ve Yerel Yönetimleri imar konularında yetkilendirmiştir. Bu kanun önceleri kentsel alanlar, sonra da kırsal alanlarda uygulanmaya başlanmıştır. Amacı; “ bir sokağın, bir mahallenin, bir köyün, bir kasabanın, bir kentin, kentler bütününün ve bu yerleşmelerde yapılacak yapıların belirlenen uygun koşullara göre oluşmasını sağlamak” olarak belirtilmiştir.

Bu dönemde; 1989 yılında,383 sayılı K.H.Kararname ile “Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı” kurulmuştur. 1990 yılında 3621 sayılı “Kıyı Kanunu” yapılmıştır. Bu dönemin en önemli kazanımı,1991 yılında 443 sayılı K.H.Kararname ile ilk kez kurulmuş olan “ÇEVRE BAKANLIĞI ” olmuştur. 1994 yılında 4046 sayılı K.H.Kararname ile “Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun” ve keza 2000 yılında da 4562 sayılı “Sanayi Bölgeleri Kanunu” yapılmıştır.

2003 yılında ise,1991 yılında kurulmuş olan Çevre Bakanlığı Kanunu iptal edilerek,4856 sayılı “Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri hakkında kanun” ile “ÇEVRE VE ORMAN BAKANLIĞI” kurulmuştur. 2004 yılında, Bayındırlık ve İskân bakanlığı-Teknik Araştırma ve Uygulama Genel Müdürlüğü tarafından “İmar ve Şehircilik kanun tasarısı taslağı” hazırlanmıştır. Bu taslağın genel gerekçe metninde de; “...Dünyada yaşanan değişimler ile birlikte Türkiye’de de kentleşmeye yönelik yaklaşımların yeniden gözden geçirilmesi gereği ortaya çıkmış ve 3194 sayılı İmar Kanununun günümüz koşullarında revize edilmesi ihtiyacı doğmuştur. “İmar ve şehirleşme kanun tasarısı taslağı, günümüze kadar yaşanan kentleşme sürecinin analizi; planlama-uygulama ve yapıya yönelik değişen yaklaşımlar ve ortaya çıkan sorunlar neticesinde hazırlanmıştır “ denilmektedir (10).

Taslak; “Türkiye’nin İmar ve Planlama düzeni genel çerçevesini oluşturan Anayasa’nın Hükümlerine uygun olarak düzenli, sağlıklı ve sürdürülebilir kentleşmeyi ve sanayinin ve tarımın dengeli ve uyumlu olarak hızlı gelişmesini sağlamak amacıyla planlı çalışmaların yapılacağı, herkesin mülkiyet ve miras haklarına sahip olduğu, ancak bunun kamu yararı amacıyla sınırlandırılabileceği, kıyıların toplum yararına aykırı kullanılamayacağı, çevre ve konut hakkı, tarih, Kültür ve Tabiat Varlıklarının korunması, asli ve sürekli kamu görevlerinin memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütülmesi, orman alanlarının korunması, hazırlıkları devam etmekte olan Kamu Yönetimi kanun tasarısı Taslağı’nın AB sürecinde dikkate alınarak, Merkezî ve Yerel Yönetimlerin görev ve yetkileri kapsamında hazırlanmıştır” denilmektedir.

Bu Taslak ülke bütününden en küçük yerleşmeler ve yapılanma ve gelişme olgusunu ileri düzeyde ele almış, çağdaş kavramlara referanslar vermiş olmasına karşın yasalaşamamıştır.

Yine 2004 yılında, 5216 sayılı “Büyükşehir Belediyesi Kanunu” - 2005 yılında 5366 sayılı “Yıpranmış Tarihî ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanun” ve diğer önemli kanunlar olarak:2005 yılında 5403 sayılı “Toprak Koruma ve arazi kullanımı kanunu” yapılmıştır. Bu arada 2005 yılında, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı-Teknik Araştırma ve Uygulama Genel Müdürlüğü tarafından “Planlama ve İmar Kanunu Taslağı” tasarısı hazırlanmıştır. Bu taslakta kanunun amacı 1.maddede şöyle açıklanmıştır: “...bu kanun, kentsel ve kırsal alanlarda, arazi kullanımı, yerleşme ve yapılaşmanın plan, fen, sanat, sağlık ve çevre şartlarına uygun teşekkülünün sağlanmasını, afetlerin azaltılmasını ve doğal, tarihî, kültürel çevrenin ve çevreyle ilgili sistemlerin korunmasını, yaşatılmasını ve geliştirilmesini amaçlar” (11).

Bir önce 2004 de hazırlanan taslak, şehircilik olgusunun öne çıkmasında ve ulusal şehircilik sistemi yaratılmasında yeterince malzeme ortaya koymuştur, fakat 3194 sayılı İmar Kanunu yerine, ülkenin gerçek gereksinimi olan bir “şehircilik kanunu” yapılamamıştır.

Dördüncü dönem olarak ele aldığımız,1985’ten günümüze 24 yıllık dönemde;

1) 3194 sayılı İmar Kanunu
2) Özel Çevre Koruma başkanlığı kuruluşu,
3) Kıyı Kanunu,
4) Çevre Bakanlığı kuruluşu (ilk kez kurulmuş ve fakat iptal edilerek Çevre ve Orman Bakanlığı oluşturulmuştur),
5) İmar ve Şehircilik Kanun Tasarısı taslağı hazırlanmış, tartışılmış ama yasalaşamamıştır,
6) Yıpranmış tarihî ve kültürel taşınmaz mimarlık varlıklarının yenilenerek korunması ve yaşatılması hakkında kanunu,

7) Planlama ve İmar kanunu tasarısı taslağı hazırlanmış, tartışılmış ve fakat yasalaşamamıştır,
8) Toprak Koruma ve arazi kullanma kanunu,
9) Kalkınma Ajansları kuruluş kanunu,
10) İskân kanunu yapılmıştır (11).

Görüldüğü gibi Cumhuriyet döneminde son 24 yılda ulusal şehirciliğimiz adına önemli mevzuat ve birikimler ortaya çıkmış, fakat ne bir şehircilik Kanunu ve ne de bu konularda ulusal sistem oluşturacak otoriteler ve mekanizmalar olması gereken biçimde ve düzeyde gerçekleştirilememiştir.

2- İlgili Mevzuat ve Bakanlık Oluşumların Ulusal Şehircilik Olgusu Çerçevesinde Değerlendirilmesi

Yukarıdaki kısa anlatımın ortaya koyduğu resmî organizasyon ve örgütlenmelere ait genel çerçeve ve burada yer almayan başka detaylar incelendiğinde; Ülke şehirciliğimizi yönlendiren mevzuat ve dokümanları olarak, 1985 yılında 3194 sayılı “İmar Kanunu” dışında istisna yaratan bazı diğer kanunlarla da, şehircilik dokümanları çerçevesinde (her tür ve ölçekte) planlar yapıldığı, yaptırıldığı ve uygulandığı görülmektedir. Dünyadaki gelişmeler koşutunda çevre konusuyla ilgili olarak; “ Çevre Düzeni”,“Özel Çevre Koruma” gibi konularda artık, ülke şehirciliğini yönlendirmede İmar ve İskân Bakanlığı kadar, özellikle Çevre ve Orman Bakanlığı ve bazı diğer bakanlıkların da yetkili olduğu görülmektedir.“Teknoloji Bölgesi”, “Endüstri Bölgesi” planları ve keza, “Toplu Konut İdaresi” tarafından yapılan veya yaptırılan planlar – “Kültür ve Turizm Bakanlığı” tarafından yapılan, yaptırılan her tür ve ölçekte planlar, revizyonlar, mevzii planlar gibi şehircilik dokümanlarının, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı dışında ve bir koordinasyon olmaksızın üretilmektedir (12). Bakanlıklar arasında yetki tartışmalarına da neden olan bu durumla ilgili örnek,2872 sayılı “Çevre Kanunu” 9.maddesi (b) bendinde yer alan açıklamalardan da anlaşılan da budur:

“…ülke fizikî mekânında, sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda, koruma - kullanma dengesi gözetilerek kentsel-kırsal nüfusun barınma – çalışma – dinlenme - ulaşım gibi ihtiyaçların karşılanması sonucu oluşabilecek çevre kirliliğini önlemek amacıyla nâzım ve uygulama imar planlarına esas teşkil etmek üzere bölge ve havza bazında 1/50 000, 1/100 000 ölçekli çevre düzeni planları Bakanlıkça yapılır, yaptırılır ve onaylanır. Bölge ve havza bazında çevre düzeni planlarının yapılmasına ilişkin usul ve esasları Bakanlıkça çıkartılacak yönetmelikler belirler”

Bu yasanın gösterdiği hedefte,2000 yılında, “Çevre Düzeni Planlarının Yapılması esaslarına dair Yönetmelik” yapılmış ve yürürlüğe girmiştir. Bu Yönetmeliğin aşağıda yer verilen bazı maddelerinde ki açıklamalar durumu daha da açık hale getirmektedir:

1.maddesinde; “kalkınma planları ve bölge planları temel alınarak, sürdürülebilir kalkınma hedeflerine uygun ekonomik kararlar ile ekolojik kararların bir arada düşünülmesine imkan veren doğal kaynakların rasyonel kullanımını sağlamak üzere 3194 sayılı imar kanununu 5.maddesinde tanımlanan çevre düzeni planlarının hazırlanması ile ilgili usul ve esasları belirler”

2.maddesinde de “Çevre Düzeni Planları Çevre Bakanlığı tarafından kabul edilir, onaylanır ve izlenir”.

4.maddesinde; “Çevre Düzeni Planları ülke ve bölgenin kararlarına uygun olarak, konut-sanayi-tarım-turizm-ulaşım gibi yerleşme ve arazi kullanım kararlarını belirlerler. 1/25.000 - 1.50 000 ve 1/100 000 ve daha küçük ölçeklerde hazırlanır” .

11.madde ise; “Çevre Düzeni Planı olmayan alanlarda uygulama, Çevre Düzeni Planı yapılıncaya kadar İmar Kanunu ve ilgili Yönetmeliklere göre yapılmış Nazım Plan uygulama imar planlarına göre yapılır. Buralarda Çevre Düzeni Planı yapılınca Nazım Plan ve Uygulama İmar Planları Çevre Düzeni Planlarına uyumlandırılır” denilmektedir.

Bu uygulamaların Türkiye’de 3194 sayılı İmar Kanununun belirlediği üst düzey planlarla ilgili önemli yetki alanı tartışması yarattığı görülmektedir. Bu durumda ülkede 3194 sayılı İmar Kanununa göre Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Çevre Düzeni Planları ve Metropoliten Planlarla ilgili 1/25 000- 1/50 000- 1/100 000 ve 1/200 000 ölçeklerde yetkinin kendisinde bulunduğunu ileri sürerken, Çevre ve Orman bakanlığı da 443 sayılı K.H.kararnameye göre; Çevre Düzeni Planlarının yapılması-revizyonu-uygulama ve denetiminden sorumlu olduğunu savunmaktadır.

Görülmektedir ki, önceleri Bayındırlık Bakanlığı’nın kentlerin ve Bölgelerin, sanayiden tarıma, turizmden ulaşıma kadar tüm sektör ilişkilerini kuran plan yapma yetkisi, Çevre Düzeni Planı olarak Çevre Bakanlığı’na ve sonraki değişimle de yeni oluşturulan Çevre ve Orman Bakanlığı’na geçmiştir. Ancak her iki Bakanlık, uzman ve teknik kadro ve keza, fizikî Planlama yapma konusunda bir alt yapıya da sahip değildirler. Zaten bu çerçeve de ve plan yapma yetkileri konusunda Bayındırlık ve İskân Bakanlığı ile Çevre ve Orman Bakanlığı arasında bir hukuk mücadelesi yaşanmış ve yetki tartışması, Bakanlar Kurulu’nda alınan bir kararla çözümlenmiş, Çevre Düzeni planı yapma-onama yetkisi Çevre ve Orman Bakanlığı’na verilmiştir (13). Ancak, aynı şekilde, Kültür ve Turizm Bakanlığı da 1/25 000 ölçekli Kültür ve Turizm Koruma-Geliştirme Planları yapmakta, onamakta ve uygulamaktadır.

Yani ülkede şehircilik dokümanlarının elde edilmesinde, özel şehircilik hükümleri içeren ve yetki taşıyan değişik bakanlıklar arasında ciddi bir Koordinasyon sistemi de bulunmadığından, ayrı ayrı plan yapma-onama ve uygulama yetkilerinin olumsuz sonuçları Ülke genelinde ussal, korumacı bakış, ele alış ve müdahalelerini sağlamaktan uzak kalmaktadır. Bazıları bu oluşumun asıl amacının, Bayındırlık Bakanlığı’ndaki planlama birimlerini işlevsiz kılmak olduğunu ileri sürmüşlerdir (15).

1925-2009 yılları arasında 84 yıllık dönemde gelişen ve kalkınan Türkiye de ulusal şehircilik olgusu yaratılmasına katkıda bulunan; tarih sırasıyla, 1-Nafıa Bakanlığı, 2-Bayındırlık Bakanlığı, 3-İmar ve İskân Bakanlığı, 4-Bayındırlık ve İskân Bakanlığı’nın görev tanımlamaları ve sorumluluk alanları, ülkenin gereksinim duyulan gelişme hedeflerine ulaşmasında önemli roller oynamıştır. Kalkınma ve gelişme için özellikle planlı kalkınmanın hedeflendiği 1960’lı yıllardan günümüze, Devlet Planlama Teşkilatının hazırladığı kalkınma planlarının hedef gösterdiği, yol çizdiği gelişmeler için şehirciliğe ilişkin sorumluluk taşıyan mevcut kurulu bakanlıktan (1957 İmar ve İskân Bakanlığı),son olarak 1983 yılında kurulan Bayındırlık ve İskân Bakanlığı’na gelinmiştir.

Oysakalkınma Planlarının belirlediği hedeflerde, değişen koşullarda hızla gelişen ve kentleşen Türkiye için yeni organizasyonlar, örgütlenmeler gerektiği halde bugüne kadar “Şehircilik Bakanlığı” kurulamamış, “Şehircilik Kanunu” da yapılamamıştır. Bu gereklilik Akademik çevrelerde, araştırma merkezlerinde tartışıldığı gibi,8.plan döneminde (2001-2005) de; “fizikî planlamayı bütünleştirecek bir mevzuatın yapılması (bu konudaki kişisel yaklaşımım ve yorumum şehircilik kanunu yapılması ve şehircilik Bakanlığı kurulmasıdır)şehirleşme ve konut bakanlığı kurulması önerilmiştir” (15).

Artık değişen koşullarda, tıpkı önceki dönemlerde olduğu gibi, ülke gereksinimlerine dönük yeni organizasyonlara ve örgütlenmelere gidilmesi, dün olduğu gibi bugün de, yeni bir organizasyon ve örgütlenmelerle, görev ve sorumluluk tanımlarının yapılması kaçınılmaz gözükmektedir.

Değerlendirmeler göstermektedir ki;1960’lı yıllardan bu yana Bayındırlık ve İskân Bakanlığının yürüttüğü üst ölçekli plan tanımlamaları dışında, 2000’li yıllardan itibaren Çevre mevzuatının ülkedeki gelişmelere koşut olarak ortaya çıkarttığı “Çevre Düzenleme Planları”, şehircilik dokümanları arasında giderek önemli bir yer almış bulunmaktadır. 4856 sayılı kanuna göre de bu üst ölçekli planların yapama-onama ve denetleme yetkisi, Çevre ve Orman Bakanlığı’na ait bulunmaktadır. Bu durum iki bakanlık arasında yetkiler ve sorumluluklar açısından yaklaşıldığında, şehircilik ve imar sorunlarının ele alınmasında ve uygulamasında bazı çözümsüzlükler de yaratmak-tadır. Günümüz koşullarında artık, üst ölçekli planlar çevresel değerlendirme, denetim getiren ve teknolojik gelişmelerden yararlanarak ekolojik ve jeolojik verileri içeren çok önemli bir veri atlası oluşturmaktadır. Bazı yönleriyle ve önceki dönem şehircilik dokümanlarıyla uyum sağlanması henüz gereği gibi yapılmasa da, bu girişimin; sürdürülebilir gelişme-kentleşme ve yaşam açılarından reform nitelikli bir açınım olduğu belirtilebilir. Bugünkü anlamda, Çevre Düzeni planları bir Bölgesel planlama aracı gibi kabul edilebilir (16).Çevre Düzeni Planı (ÇDP) sınırları il sınırları içinde (yapay bir sınırlama olarak)akarsu havzaları-ekolojik koridorların dikkate alınmadığı ve hazırlanmasında klasik planlama yaklaşımı, stratejik planlama yaklaşımı yanında entegre doğal kaynak yönetim modelinde ele alınması gerektiği Zonguldak-Bartın-Karabük Çevre Düzeni planlama çalışmalarında önerilmiştir. Yani, Çevre Düzeni Planlaması ile ilgili sistem ve teknikler de tam olarak belirlenmemiştir. Çevre Düzeni Planlarını üstlenen Müellif yaklaşımları farklı olabildiği görülmektedir (17). Ancak, esas hedefi il ölçeğinde veya birkaç ili içine alan ölçekte “kalkınma planları ve bölge planları temel alınarak sürdürülebilir kalkınma hedeflerine uygun ekonomik kararlar ile ekolojik kararları bir arada düşünülmesine fırsat ve olanak sağlayan, doğal kaynakların ussal kullanımını sağlamak üzere 3194 sayılı İmar Kanununun 5.maddesinde belirlenen Çevre düzeni planlarının hazırlanması ile ilgili usul ve esasları belirleyen bu dokümanların” ülke ölçeğinde bütünleşmesini sağlayacak bir sistem kurulmuş ve bütünleşmeyi sağlayacak mevzuat oluşturulmuş değildir.

Buna karşın, ülke genelinde, il-havza ve bölge sınırları göz önüne alınarak 31 ili içine alan 10 planlama bölgesi belirlendiği ve Çevre Düzeni Planlama bölgeleri kapsamında Valilik ve Çevre ve orman bakanlığı arasında işbirliği protokolleri imzalandığı bildirilmektedir (18). Bu çalışmaları, coğrafik Bilgi Sistemleri (CBS) veri tabanına göre hazırlanmakta olduğu görülmektedir. Dolayısıyla Çevre Düzeni Planları her türlü bilgi ve verinin yer aldığı bir veri tabanı modeli oluşturmaktadır (19).

3- 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planlarına İtirazlar Üzerine

Ancak, Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından İl, Havza ve Bölge sınırları dikkate alınarak yapılan / yaptırılan Çevre Düzeni Planları’na, yurt düzeyinde bazı önemli tepkiler ve itirazlar yapıldığı görülmektedir. Genel olarak ta bu itirazlar, Çevre Düzeni Planların’ da doğaya ve kültürel değerlere gereken önemin verilmediği şeklindedir. Bu yüzden Meslek Odaları bu planların iptali için yargı yoluna başvur-makta ve çoğunda Mahkemeler, iptal ya da yürütmeyi durdurma kararları vermektedir. İstanbul İl Çevre Düzeni Planı ve İzmir İl Çevre Düzeni Planı en önde gelen örnekleri oluşturmaktadır. Meslek Odaları yanında aynı zamanda, İl Genel Meclisi (Muğla örneği) ve bazı Siyasi Partiler’ den de itirazlar yapıldığı da izlenmektedir (20). Bu itirazlar bağlamında keza, “Havza” gerçeğinin de göz ardı edildiği örneklerle ortaya konmaktadır. Zonguldak-Bartın-Karabük Bölgesel Gelişme bağlamında hazırlanan Çevre Düzeni Planında Planı hazırlayan Grubun havza konusunda ortaya koyduğu ve Gediz - Bakırköy nehirlerinin önemli bölümlerinin, çevresindeki tarım alanlarıyla birlikte plan dışı kalmaları husus ve keza, Burdur Gölüne ortak olan Isparta’nın, Antalya- Çevre Düzeni Planının dışında bırakılması örneklerinde olduğu gibi. Aynı itirazların Giresun, Samsun, Tokat için yapılan Çevre Düzeni Planları içinde var olduğu görülmektedir (21).

9.Beş yıllık Planda da örneğin, Zonguldak-Bartın-Karabük Bölgesel Gelişme Projesi olarak 1/100.000 ölçekli Çevre Düzenleme Planı için “...Sadece sektörel tesisler kapsamında finans olanağı yaratılmış-tır”.denilmektedir. Bu açıklama, getirdiği şehircilik kararları ve kentsel gelişmeyi yönlendirecek planlama kararları ile Çevre Düzeni Planlarının, asıl amacı dışında DPT nin ve Bayındırlık Bakanlığının görevleri içinde yer alan bir misyonu da yerine getirmeye çalıştığını göstermektedir.

Bu durum, yine basına; “Çevre Düzeni Planlarının geniş, katılımlı bir forumda tartışılması, ulusal hedefler ve çıkarlarımız gözetilerek ilke ve esasların belirlenmesi gerekmektedir şeklinde yansımıştır (22).

4- Eleştirel bir yaklaşımdan çıkan sonuç:

“ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞI” kurulmalıdır.

Genel olarak doğal kaynaklar ve doğal bütünlerin sınırları ile parçacı biçimde idarî sınırlar içinde ele alınan Çevre Düzeni Plan sınırlarının, rastlantılar hariç, üst üste düştüğünü söylemek de pek olası değildir. Kanımızca, Çevre Düzeni Planları esas olarak büyük gereksinim bulunan, Ülke genelinde hazırlanmış ekolojik ve jeolojik verilerin saptanmasıyla ilgili bir atlas oluşturmaktadır. Aynı şekilde arkeolojik alanlar, yapılı kültür varlıkları içinde böyle bir atlasa gereksinim bulunmaktadır. İl Çevre Düzeni Planlarının (ÇDP) sınırları içinde; Bayındırlık ve İskân Bakanlığı-Çevre ve orman Bakanlığı-Valilikler-Yerel Yönetimlerin idarî sorumlulukları bulunmaktadır. Keza Kültür ve Turizm Bakanlığı ve hatta Toplu Konut İdaresi de bazı tasarruflara sahiptir. Üst plan olarak,1/100 000 ölçekli Çevre Düzeni Planları ile alt planlar ölçeklerinde Yerel Yönetimlerin üstlendiği 1/5000 - 1/1000 ölçekli planlar arasındaki uyumsuzluklar ve Çevre Düzeni Planı olmayan yerlerde Nazım Plan-Uygulama Planı-Mevzii imar planları hedefsiz, çözümsüz ve gereksinmelere de yanıt vermeyen bir durum sergilemektedirler (23).

Bugün, Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından il ölçeğinde ya da birkaç ili içine alan ölçekte yapılan/yaptırılan ve onanan 1/100.000 ölçekli çevre Düzeni Planları’nın “ön görsel şehircilik” (urbanisme prévisionel) ürünü olarak master plan gibi ele alındığı ve hazırlandığı görülmektedir. Çevre Düzeni Planlarıyla metropollerin, kentlerin gelişme alanları, yeni yerleşme alanları açılmaya, işlevsel bölgeler yaratılmaya ve önemli kentleşme koridorları oluşturulmaya çalışılmaktadır. Yani bir bakıma bu dokümanlar kentsel gelişmeyi yönlendirecek bir şehircilik dokümanı gibi kabul edilmektedir. İstanbul İli ölçeğinde Çevre Düzeni Planı buna örnek oluşturmaktadır. Oysa Çevre Düzeni Planları, çevrenin ekolojik ve jeolojik verilerinin saptanarak korunması ve savunulmasına yarayan dokümanlar olup, bir anlamda “Koruyucu şehircilik” (urbanisme préventif) ürünü olarak algılanması gerekmektedir. Bu planlarla yaşam çevresinin korunması, yaşam kalitesinin yaratılması, yapılı kültür mirasının korunması, yaşam çevresinin düzenlenmesini sağlamak olanaklı değildir. Ayrıca bunlar, Çevre ve Orman Bakanlığının sorumluluk ve misyonu dışında, başka Bakanlıklar tarafından yerine getirilmesi gereken hususları ve eylem biçimlerini içermektedir.

Sonuç olarak; gelişen Türkiye’nin çağdaşlaşma ve modernleşme yolunda; doğal kaynakları, doğal bütünleri ve yapılı kültür mirasını koruyarak, sürdürülebilir düzenleme, gelişme ve kentleşmeyi sağlayarak “kentsel Türkiye yaratılması” için; “Çevre ve orman Bakanlığı”ndan “ÇEVRE” ile ilgili mevzuat ayrılarak ve Bayındırlık ve İskân Bakanlığı’nın da ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞI’ na dönüştürülüp yeniden organize edilmesi ve iki bakanlığın tek çatı altında birleştirilmesiyle, “ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞI” kurulması isabetli olacaktır. Böylece ortaya çıkacak bu yeni kurumun kuruluş yasasının oluşturulmasında da; çevresel sorunlar ve şehircilikle ilgili bugüne kadar oluşturulan yasal mevzuat, deneyim, kazanımlar ve ilerlemeler dikkate alınmalı, çevrenin korunması, yaşam kalitesinin sağlanması, toplumun ilerlemesi için izlenecek politikaların bir öğesi olarak halkın katılımı da hedeflenerek, doğal ve yapılı kültür mirasını korumak, kirlenme ve zararlara karşı savaşmak, yaşanır çevreler düzenlemek, özellikle şehircilik ve mimari uygulamaları denetlemek için gerekli sitem oluşturmalıdır. Yerel ölçekte çevre ve yaşam çevresi ile ilgili kamu politikaları, kentsel-kırsal politikalar oluşturulmalı ve bunun kavranmasına yol açılmalıdır.

(*)Bu konuda, M.S.Ü.Mim. Fak. Şehir ve Bölge Planlama Bölümü tarafından 1999 yılında yayınlan “İmar mevzuatından şehircilik mevzuatına-Türk şehirciliğine sistematik bir yaklaşım denemesi” adını taşıyan kitap incelenebilir. Kitap, zaman içinde yazılan bildirilerde ve makalelerde de temel konu olarak ele aldığım Türk şehirciliği sorgulanırken, ülkemizde tutarlı ve çağdaş kentsel çözümlemelerin eksikliğine, yetersizliğine ve sistemik rahatsızlığa dikkat çekilmektedir. Kitapta esas olarak şehirciliğin, disiplinler arası nitelikten disiplinler ötesi bir çizgiye geçmesini; dolayısıyla planlama ve çevreselci hareketin birlikte ve yeni bir yorum içinde kavramsallaşmasından doğan gereksinmeleri, araçları ve mekanizmaları bu sistematik içinde ele almayı önermektedir”.(Ön söz’den)

Dip notlar.
(1) Prof. Dr. Mehmet Çubuk-Şehircilik Kartalarından şehircilik uygulamalarına(yayınlanmamış makale )
(2)(3)Prof. Dr. Mehmet Çubuk-İmar mevzuatından şehircilik mevzuatına-Türk şehirciliğine sistematik bir yaklaşım denemesi-MSÜ-Mim. Fak. Şehir ve bölge Planlama Bölümü yayını-1999,İstanbul.
(4)(5)(6)Bayındırlık ve İskân bakanlığı kurumsal Web sitesi
-www.bayindirlik.gov.tr
(7)Prof. Dr. Mehmet Çubuk-20.yüzyılda şehircilik olgusu ve kavramı gelişmesine kısa bir bakış ve Türkiye’ye yansıması-hazırlık aşamasında kitap
(8)Prof. Dr. Mehmet Çubuk-İmar mevzuatından şehircilik mevzuatına-a.g. k. s:88
(9)Bayındırlık ve İskân Bakanlığı- a.g. web sitesi
(10) Bayındırlık ve İskân Bakanlığı-Teknik Araştırma ve Uygulama Genel Müdürlüğü “İmar ve Şehirleşme Kanunu tasarısı taslağı -2004
(11) Bayındırlık ve İskân Bakanlığı-Teknik Araştırma ve uygulama Genel Müdürlüğü “Planlama ve İmar Kanunu tasarısı taslağı-2005
(12) Bayındırlık ve İskân Bakanlığı a.g. web sitesi
(13) Doç. Dr. Mehmet Tuncer-Bölgesel planlama araçları içinde “Çevre Düzeni Planlarının yeri ve yönetimsel sorunları:
-Zonguldak-Bartın-Karabük Planlama Bölgesi örneği. Bildiri
-Abant İzzet baysal Üniversitesi-V. Kamu Yönetimi Forumu-9-11 Ekim-2008
(14) Oktay Ekinci-makale-Cumhuriyet Gazetesi (15 Kasım 2009)Kültür sayfası-Uygarlıkların İzinde
(15) DPT Beş yıllık Kalkınma Planları-8.dönem plan raporu.
(16) (17) (18) (19) Doç. Dr. Mehmet Tuncer-a.g. k
(20) Oktay Ekinci-a.g. k.
(21) Doç. Dr. Mehmet Tuncer – a.g. k. Ve Oktay Ekinci – a.g. k.
(22) Oktay Ekinci- a.g. k.
(23) Doç. Dr. Mehmet Tuncer – a.g. k.

Kaynak :www.planlama.org/new/prof.-dr.-mehmet-cu...kanligi-onerisi.html
ŞehirPlanlama.Org
Son Düzenleme: 3 yıl, 4 ay önce Düzenleyen mügüş.

Sayfa oluşturulma süresi: 0.96 saniye



BURADAYIZ..!

Kentsel Dönüşüm Duman Planlama Planlama.Org SPK Gayrimenkul Değerleme GeNcDiNaMiK.com

Anket

3. Köprü hakkında ne düşünüyorsunuz?

Anket

Şehir Plancıları Odasının Mesleğimiz ve Meslektaşlarımıza olan desteğini nasıl buluyorsunuz?