• You Are Here
Hayrsh
Taze Forumcu
( Kullanıcı )
Gönderiler:2
Karma: 1

Kentsel Yayılma/Saçaklanma ve Doğal Çevreye Etkisi

#209 3 yıl önce
KENTSEL SAÇAKLANMA

Tarih, insanın geliştirdiği yaşamsal aktiviteler içerisinde en fazla tarımın yeri ve rolü olduğunu kaydeder. Uygarlığın gelişiminden beri, tarımsal alanlarda, doğa yasaları ve insan kullanımı arasında bir denge vardır. Ancak, özellikle sanayi devriminden sonra ortaya çıkan teknolojik değişim, nüfus artışı - yoğunluğu ve kentlerdeki hızlı gelişmeler bu dengeyi bozmuş, bunun sonucunda da, doğal kaynakların hızla bozulması süreci başlamıştır. Toprak da, geçmişten günümüzde değin, en fazla yok edilen doğal kaynaklardan birisidir. Yeniden üretilme imkanının olmaması ve insanın temel gereksinimlerini karşılayan tarımsal üretimin kaynağı olmasına rağmen, sürekli olarak – bilinçli ya da bilinçsiz – yok edilmektedir. Toprak, sahip olduğu doğal potansiyeli dışında, aynı zamanda, yapay çevreyi yani insan uygarlıklarını da barındırmaktadır.

“İnsan açısından toprağın önemi, toprağın ekonomik ve toplumsal işlevinden kaynaklanmaktadır. Toprak, bir üretim faktörü olarak tarım ve sanayi için yadsınamaz bir değere sahiptir. Bunun yanı sıra, toprağın mekansal yerleşime olanak vermesi, yerleşim sorunlarının temel nesnesini de toprak yapmıştır” [Keleş ve Hamamcı, 2005]. İnsanın en büyük sanat eseri olarak tanımlanan kente yaptığı her türlü fiziksel müdahale aynı zamanda toprağı ilgilendirmekte, mekansal kullanım kararları bir anlamda toprağın kullanış biçimini de belirlemektedir. Diğer bir deyişle, çeşitli süreçler sonucu üretilen her kentsel işlev, belirli bir kentsel toprağa gereksinim yaratır. Dolayısıyla, toprak – kent ve kentin değişen – dönüşen yapısını ortaya koyan kentleşme süreci arasında, geçmişten günümüze değin süren ve gelecekte de devam etmesi kaçınılmaz olan bir ilişki mevcuttur.

Kentlerin oluşum ve büyümesinde etken olan faktörler, daha sonraki gelişmeleri de yönlendirmiş, özellikle 20. yy.’da sanayileşme ve buna bağlı olarak kentleşme şekil değiştirmiştir. Ulaşım - iletişim teknolojilerindeki gelişmeler ve yeni üretim teknikleri ile birlikte, kentler arası mekansal örgütlenmede dönüşümler yaşanmış, bu dönüşümlerin yansıma bulduğu toplumsal ve ekonomik ilişkiler değişime uğramıştır. Böylece, kentler giderek genişlemeye ve yayılmaya başlamış, çevre yerleşmelere doğru gelişimini devam ettirmiş ve oluşan yeni örgütlenmeye paralel olarak da, bazı kentsel fonksiyonlar metropoliten kentin yerleşim alanı sınırının dışında yer seçmeye başlamıştır. Bunu sonucunda, sürekliliği olmayan, arada kullanılmayan alanların bulunduğu, birbirinden kopuk bir yerleşim örüntüsü oluşmaya başlamış ve metropoliten kentin bu yeni büyüme biçimi ‘kentsel saçaklanma’ olarak adlandırılmıştır.

Kentsel Büyüme - Kentsel Saçaklanma Kavramları Karşılaştırması
Her ne kadar kentsel büyüme ile kentsel saçaklanma kavramları birbirine benzer olarak görünse de, bu kavramlar arasında belirli farklılıklar bulunmaktadır.

Kent, kentleşme ve metropolitenleşme başlığında tanımlandığı üzere, kentler, içerisinde barındırdığı pek çok dinamikle birlikte büyüyen mekânlardır. Kentsel büyümenin açıklanması için ortaya konan yaklaşımlar da, doğal olarak kentin bu dinamiklerine dayanmaktadır.

Kentsel büyümenin temel ölçütlerinden birisi, nüfustur. Nüfus büyümesi ile kentin diğer kentler içerisindeki kademesi artarken, nüfus ve nüfus yoğunluğunun getirdiği hizmetler ise, çevredeki diğer bir çok kenti, büyüyen –metropol- kentin etki alanına sokacaktır. Buna göre, kentin büyüme nedeni, hizmet sunmuş olduğu ve hizmet verdiği hinterlandının genişlemesidir.

Kentsel büyümenin tanımlanmasındaki bir diğer ölçüt ekonomidir. Kent
ekonomisinin merkezinde yer alan yığılma kuramına göre, bir kentin hizmetlerin
sunulmasını ekonomik kılması, bu hizmeti sunanları kente çekmektedir. Nüfusa bağlı kuramlarda olduğu gibi, ekonomik büyüme kuramlarında da süreklilik yer
almaktadır. Kentte sunulan hizmetler bir çekim unsuru olmakta ve kentlerde
yığılmalar ortaya çıkmaktadır.

Kentsel büyümedeki bir diğer tanımlama da, kaynaklara bağlı yer seçimi ve buna bağlı büyümedir. Bu yaklaşıma göre kentler, oluşum nedenseline bağlı olarak büyüme göstermektedir. Örneğin, bir doğal kaynağın varlığı, sonrasında bunun işlenmesi, ekonomik katkısı vb. süreçler, kentin büyümesini şekillendirmektedir [Dağlı, 2007].

Bu noktaya kadar yapılan tanımlamalarda ortaya çıkan nokta, ‘kentsel büyüme’ kavramının sadece fiziksel olarak mekanda büyümeyi içermediği, beraberinde pek çok etkeni barındırdığı ve kentin bütününü kapsadığıdır. İşte bu noktada da ‘kentsel büyüme’ ile ‘kentsel saçaklanma’ kavramları birbirinden ayrışmaktadır. Kentsel büyüme, kent bütününü kapsayan (merkez + saçaklanma alanı), fiziki değişimle birlikte diğer etkenleri de içerisine alan bir kavramken, kentsel saçaklanma daha çok kentin çeperlerinde yaşanan değişimi anlatmaktadır. Diğer bir anlatımla, kentsel büyüme, kentsel saçaklanmayı da içerisine alan daha üst ölçekli bir kavramdır.

Kentler nüfus olarak ya da ekonomik açıdan büyüdükçe çekim merkezi haline gelmekte, bu paralelde, kentlerdeki yığılma ve mekansal büyüme de hız
kazanmaktadır. Çekim merkezi olan ancak yığılmanın baskısıyla zorlanan merkez kent içinde çare, merkezin etki alanında kalan küçük kentlere yönelmektir. Ancak bu durum sadece merkez kentin ağırlığını kısmen azaltmaya yarar. Bu nedenle, kentsel fonksiyonlar diğer kentlere olduğu kadar, metropol alanın içine aldığı kentsel çepere de sıçrar.

Kentsel Saçaklanmanın Nedenleri

Avrupa Çevre Ajansı tarafından 2006 yılında hazırlanan raporda (Urban Sprawl In Europe: The Ignored Challenge), kentsel saçaklanmanın temel nedenleri şöyle sıralanmıştır:
- Makro-ekonomik nedenler: Ekonomik büyüme, küreselleşme

- Mikro-ekonomik nedenler: Yaşam standardında yükselme, arazi fiyatları ve ucuz tarım arazileri varlığı

- Demografik nedenler: Nüfus artışı, hane halkı sayısındaki artış

- Konut tercihleri: Kişi başına daha fazla alan, konut beğenisi

- Kent merkezi sorunları: Hava kalitesinde kötüleşme, gürültü, güvensiz çevre, sosyal problemler, kentsel sosyal donatı eksikliği

- Ulaşım: Özel araç sahipliliğindeki artış, toplu taşımın yetersizliği

- Düzenleyici çerçeve: Güçsüz arazi kullanım planlaması, mevcut planların
uygulamasındaki yetersizlik, yatay ve düşey koordinasyon ve işbirliğinin eksikliği [Tamer, 2009].

Kentsel ekonomik teoriye göre, kentin saçaklanması birkaç temel etkenle
açıklanabilir:


- Bireylerin gelir ve yaşam seviyelerinin artması, daha pahalı ve geniş evlere olan talebi artırır. Bu tür konutların yapımına en uygun alanlar da çeperde bulunduğundan, kentin mekânsal gelişimi etkilenir.

- Kentsel nüfustaki artışlar, kentsel yapılara ve dolayısıyla mekana olan ihtiyacı artırır.

- Kentlerin ‘çıkar kent’ niteliğiyle birlikte ortaya çıkan arsa spekülasyonu, kentin mekandaki dağılımını etkiler [Marın ve Altıntaş, 2004].

Kentin mekansal yapısını bu denli yönlendiren ekonomik - demografik faktörlerin etki sınırları sadece sosyal – ekonomik boyutta kalmaz, aynı zamanda kent hinterlandındaki arazi kullanım şekillerinde değişmeler ile arazilerin doğal karakterinin bir daha geri döndürülemez şekilde tahrip edilmesine yol açar. Bu nedenle, ekonomik – demografik etkenler, kentleşme - metropolitenleşme sürecinde olduğu gibi, kentsel saçaklanma sürecinde de temel bir niteliğe sahiptir.

Ulaşım ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler ve Kentsel Saçaklanmaya Etkisi

Saçaklanma alanının tanımlarından yola çıkarak, sahip olduğu temel nitelikleri şöyle sıralayabiliriz:

- Arazi kullanımı açısından düzensiz, karmaşık özellikler taşır.
- Kentsel ve/veya kırsal özellikleri bulunur.
- Kentin etki alanına bağlı olarak merkezden çepere doğru yoğunluğu azalır.
- Dağınık – seyrek bir yerleşim desenine sahiptir.
- Arazi kullanımı yoğunluk, çeşitlilik ve benzerlik açısından tamamen heterojen
yapı gösterir.

Saçaklanma alanı sahip olduğu bu niteliklerle birlikte kentin en hızlı değişen dönüşen bölgesidir. Elbette bu değişim – dönüşüm hızı, metropol kentin taşıdığı
niteliklere bağlı olarak farklılaşmakta ve hem fiziksel hem de sosyo – ekonomik
boyutlar içermektedir. Saçaklanma alanında yaşanan dönüşüm sürecini birkaç
başlıkta şöyle özetleyebiliriz [Altaban, 1985]:

- Kentlerden dışa doğru gelişen saçaklanmalar önce yakın çevredeki kırsal
yerleşmeler ve tarım alanlarının niteliklerini değiştirir, bu alanları yarı kırsal – yarı kentsel çevrelere dönüştürür.

- Kırsal alanda dağınık şekilde yer seçen kentsel kullanışlar oluşmaya başlar, ancak yine de bu alanlarda kırsal aktiviteler bir süre daha devam eder.

- Saçaklanma alanı içerisinde kalan tarım arazileri giderek değerini kaybeder,
parçalanır ve yok olur.

- Parçalanan arazi fiyatları spekülasyonla yükselir, tarımsal kullanım önemini
giderek kaybeder, tarımsal alanlar arsa piyasası içinde el değiştirmeye veya
sahiplerince bekletilmeye başlar.

- Tarım toprakları parçalanan kırsal yerleşmelerde sosyal yapı da değişime uğrar, topraklarını kaybedenler yakın çevrede konumlanan kentsel kullanışlarda çalışmaya başlar. Kent ve kentliyle olan ilişkiler sosyal yapıyı da değiştirir ve heterojenleştirir.

Tarih boyunca kentlerin gelecekleri teknoloji tarafından belirlenmiştir. Antik çağda sulamanın gelişmesi, sonrasında deniz ulaşımının kullanılmaya başlanması, yakın geçmişte elektriğin, demiryolunun, otomobilin icadı gibi bilgi ve ulaşım teknolojilerindeki gelişmeler, hem kent merkezlerinin yerini belirleyen en önemli etkenler olmuşlar, hem de kent formunun şekillenmesine katkıda bulunmuşlardır. [Marın ve Altıntaş, 2004].

Sanayi devrimiyle birlikte ortaya çıkan üretim sistemi geniş bir kentleşme sürecini başlatmış, böylece nüfus, sermaye ve değişik altyapılar kentlerde yoğunlaşmıştır. Daha sonraları ise, otomobilin yönlendirdiği ulaşım sistemindeki devrim, bu eğilimi tersine çevirmiş, merkezden çepere doğru yönelme başlamıştır. Geçmişte, hayvan ve insan enerjisinin tek enerji kaynağı olduğu dönemde, kentin yayılımı bu kaynakların kat edebileceği mesafe ile yani 5 – 6 km. ile sınırlı iken, günümüzde otomobil imkanı ile bu rakam 120 km.ye kadar çıkabilmektedir. Yani, bilgi teknolojilerinin yoğun kullanımı ve kitle ulaşımındaki önemli gelişmeler, artık mesafe kavramını anlamsız
kılmaktadır. Ancak, gelişmiş bilgi teknolojilerinin kazandırdığı sınırsız hareket kabiliyeti aynı zamanda kentin aşırı yayılmasına da neden olmakta, bireysel otomobil kullanımının hızla yaygınlaştığı bu süreçte, doğal olarak saçaklanma alanının sınırları da en uç noktalara taşınmaktadır.

Kentin saçaklanarak büyümesi, pek çok bilim adamınca olumsuzlanmış ve bu tür bir kentsel büyümenin toplumsal maliyetinin yüksek olacağı savunulmuştur. Bu konuda yapılan pek çok araştırma, bu olumsuzlukların toplumsal maliyetinin parasal karşılığını hesaplama ayrıntısına kadar girmiştir. Ancak, bu büyüme biçimi eleştirilirken, diğer taraftan, bu sürecin doğal karşılanması gerektiği, önlenemez olduğu ve olumsuzluklarının abartıldığı da öne sürmektedir. Örneğin W.A. Fischel, 1982 yılında yayınladığı bir çalışmasında, tüm Amerika nüfusunun saçaklanma alanındaki nüfus yoğunluğuyla aynı yoğunluğa sahip olarak yaşayacağı varsayıldığında, tüm ülke topraklarının yalnızca % 3’ünün tüketileceğini iddia
etmektedir [Özdemir, 1993]. Konuyla ilgili farklı görüşlere karşın, 1987 yılında
Dünya ve Çevre Kalkınma Komisyonunca yayınlanan Bruntland Raporu ve 1992 yılındaki Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansında, kentsel
saçaklanmanın bir sorun olarak görülmesi gerektiği üzerinde görüş birliğine varılmış ve kentsel yayılmanın olumsuz etkilerinin giderilmesine yönelik stratejilerin geliştirilmesine karar verilmiştir [Yenigül ve Çamur, 2009].

Kentsel Yayılmanın Ekolojik Etkileri :

Kentlerin mekanda aşırı yayılması, en başta mekanın temel varlığı olan toprağı etkilemektedir. Kırsal alan ve faaliyetleri için son derece önemli olan toprak, aynı zamanda kentleşme ve sanayileşme için de mutlak gerekli olduğundan, bu eğilimler öncelikle kentin yakın çevresindeki toprağı tehdit etmektedir. Kentsel gelişme baskısı ile toprak en başta özelliğini büyük ölçüde yitirmekte, içerdiği biyolojik çeşitlilik azalmaya başlamakta, su tutma kapasitesinin azalmasıyla erozyon hızlanmakta, toprak yüzeylerin yerini doğal olmayan yüzeylerin almaya başlamasıyla yağışların yer altı sularına erişimi engellenmekte ve yer altı suları beslenemez hale gelmektedir. Bunun sonucunda ise, artan yer altı suyu kullanım ihtiyacına karşı hidrolojik döngü ve hassas kıyı ekosistemi zarar görmektedir [Tamer, 2009]. Sonuç olarak, toprağın, kentsel gelişme baskıları sonucu öz yapısına aykırı olarak kullanımı en başta ekolojik yapıyı olumsuz etkilemektedir. Kentleşen alandaki önemli sorunlardan biri, kentsel gelişim için kullanılmak istenen alanın oldukça büyük bir kısmının verimli tarım toprağı olmasıdır.

“Yerleşim alanlarının ve sanayinin tarım alanında gelişmesi, tarım bakımından da önemli sorunlar ortaya çıkarmaktadır. Sanayileşme ve kentleşme, sadece üzerinde bulunduğu arazileri tarım dışına atmakla kalmamakta ve aynı zamanda tarım arazisinin bütünlüğünü bozmakta, fiyatları aşırı yükseltmekte, tarımsal faaliyetleri sınırlamakta ve tarım ürünleri kentsel ve endüstriyel kirlenmeden olumsuz yönde etkilenmektedir” [Erbaş, 1989].

Kentleşme faaliyetleri ile bütünlüğü bozulan, üretim kapasitesi düşen tarım faaliyetleri ise, kentsel saçaklanma sonucunda daha az verimli ve daha çok erozyon riski taşıyan topraklara doğru itilmekte, bu da ülkesel ölçekte kaynakların yanlış kullanımına neden olmaktadır. Kentlerde saçaklanma ile konut, çalışma, dinlenme alanları giderek birbirinden ayrılmakta, bunun sonucunda kentlilerin ulaşım araçlarına olan bağımlılığı
artmaktadır. Kentlerde, özel otomobile bağlı ulaşım yapısının desteklenmesi ve toplu taşımanın göz ardı edilmesiyle gerek enerji tüketiminde, gerekse de çevresel kirlilikte artış gözlenmekte, bu da daha çok doğal kaynağın tüketilmesine neden olmaktadır [Yazar, 2006].

Günümüzde artan enerji tüketimi ve buna bağlı doğal kaynak kullanımındaki hızlanmanın nedenlerinden bir diğeri ise, yaşam biçimindeki değişimdir. Bireylerin tercihlerindeki değişimlerle birlikte, daha büyük ve konforlu yaşam alanları talep edilmekte, yeni konut alanları yapılmakta, bunun sonucunda ise kaynak kullanımını artıran mekânsal değişimler, yani kentsel saçaklanma ortaya çıkmaktadır. Yaşam biçiminde görülen değişiklikler (örneğin, tek kişilik hane halkı sayısındaki artış) sonucu kişi başına düşen kaynak kullanımı artmakta ve verimlilik azalmaktadır. Bu durum ise kentsel altyapı hizmetlerinin maliyeti de artmaktadır [Tamer, 2009].

Kentsel saçaklanma, bir önceki bölümde belirtildiği gibi, doğal yapıyı hızla yok etmekte, ekolojik dengeyi bozmakta ve tarımsal üretimi olumsuz etkilemektedir. Kentin hemen çevresinde yer alan tarım topraklarının kentsel alana dahil edilmesiyle sonuçlanan bu süreçte, doğal kaynaklar kaybedilmekle birlikte, aynı zamanda bu arazilerde üretim yapan kırsal nüfus da geçim sıkıntısına düşmektedir. Bu durumda, kırsal nüfus, yakınlarına kadar gelen kentsel kullanışlarda vasıfsız işçi olarak çalışmaya başlar ya da her iki işte de yarı zamanlı çalışan nüfusun bulunduğu bir sosyal yapı oluşur. Kentle kırın birbirine karıştığı bu ortamda sosyal yapı da giderek değişir, heterojenlik kazanır.

Toplumsal kültür, kentle kırın kimi zaman birleştiği, çoğu zaman ise çatıştığı karmaşık bir gelişim gösterir. Bunun sonucu kentlerde, ‘kültür erozyonu’ olarak da adlandırılan, kırsal kültürün kent kültürüne egemen olduğu bir süreç yaşanır.

Kentsel Saçaklanma Sürecinin Önlenmesine Yönelik Yaklaşımlar

Kentsel saçaklanma, bugün etkisi ve dinamikleri farklı olsa da, gelişmiş ve
gelişmekte olan ülke kentlerinin gündemini oluşturmaktadır. Gelişmiş ülkelerde
çeşitli planlama araçları ile kontrol altına alınmaya çalışılan kentsel saçaklanma,
gelişmekte olan ülkelerde ise farklı boyutlarda yaşanmakta ve kent hukukunun
neredeyse yok sayıldığı, düzensizliğin hâkim olduğu bir yapı göstermektedir.
Başlangıçta kentleşme – metropolitenleşme sürecinin kaçınılmaz evrelerinden biri olarak görülen kentsel saçaklanma, bugün, gelişmekte olan ülkelerde değerli açık alanları tüketen, kentsel peyzajı bozan, yetersiz planlanmış büyüme anlamında kullanılmaktadır.

Değerli açık alanların ve doğal kaynakların tüketilmesi, yerleşmelerin doğal yaşam alanlarının sınırlarına dayanması ve kentlerin ölçeğinin gereğinden fazla büyümesi sadece fiziksel sonuçlar değil aynı zamanda sosyal, kültürel ve politik sonuçlar da üretmektedir. Kentsel saçaklanmanın ulaşım sorunları, kent merkeziyle çeper yerleşmeler arasındaki ilişkilerin zayıflaması ve sosyal donatı alanlarının yetersiz kalması gibi mekânsal sonuçlarına rağmen, hala birçok kentli, konut alanı olarak yine saçaklanma alanlarına yönelmektedir. Bir diğer anlatımla, gelişmekte olan ülkelerde saçaklanma, daha fazla saçaklanmayı üreten negatif bir geri besleme yaratmaktadır [Özbek ve Eryiğit, 2005].

Dolayısıyla, gelişmiş ülkelerde kentsel saçaklanmayı yönetmek üzere stratejiler üreten planlama kurumu, ne yazık ki gelişmekte olan ülkelerde aynı başarıyı sağlayamamaktadır.

Kentleşme / kentsel saçaklanma ile tarım topraklarının amaç dışı kullanımı

Kentleşme, hızlı nüfus artışı ve kırdan kente göç, yeni yerleşim alanlarına olan ihtiyacı doğal olarak artırmaktadır. Bunun sonucunda kentler, plansız ve kontrolsüz gelişmelere sahne olmakta, çevresindeki tarım alanlarına doğru yayılmaya - saçaklanmaya başlamakta ve kent çevresindeki bağ, bahçe ve tarım arazileri büyük bir hızla yeni yerleşim bölgelerine dönüşmektedir.

“Yerleşim düzeninde görülen yapısal farklılaşma ve gelişmelerin, sanayileşme sürecinin de bir ürünü olarak düşünülmesinin yanında, hızlı nüfus artışı sonucu oluşan alan ihtiyacı, yoğun toprak kullanımı sorununu ortaya çıkarmaktadır. “[Yılmaz, 2001].

Kentlerin saçaklanarak hızla gelişmesi, kentsel alanda oluşan rantın tarımsal kullanım getirisine göre daha yüksek ve riskin az olması, tarım alanlarının yapılaşma bakımından uygun özellikler taşıması nedenleriyle, tarım alanları hızla kentsel kullanımlara ve özellikle konut kullanımına dönüşmektedir. Kentsel saçaklanmanın gelişmesi sürecinde, kırsal alandaki toprak varlığına arsa stoku gözüyle bakılmaktadır. Kırsal alandaki toprak varlığı (verimlilik durumuna bakılmaksızın) kentsel gelişme alanlarının dışında, kent yaşamından bunalanların ikinci konut talepleri, kente yer bulamayan küçük imalat ve sanayi siteleri, üniversite ve diğer araştırma kurumlarının ihtiyacı olan büyük alanlar için serbest yayılma alanı olarak görülmekte, bunun sonucunda da geri dönülemez bir şekilde kaybedilmektedir [Doğru, 2002].

Kentleşme ve kentsel saçaklanma, kent çevresinde yer alan tarımsal arazinin amaç dışı kullanımındaki en büyük etkenlerden biridir. Bu süreç, kentsel toprağa olan ihtiyacı arttırmakta ve ayrıca kentsel rant artışını da beraberinde getirmektedir.

Kentsel toprağa olan ihtiyacın hızla artışı: İnsanın temel gereksinmelerinden birisi barınmadır. Bu nedenle kentli için ‘arsa ve konut’ temini, sağlıklı kentleşme süreci ile birlikte ele alınarak çözümlenmesi gereken sorunların en başta olanıdır. Sağlıklı ve düzenli yaşam çevrelerinin oluşturulabilmesi için, kentsel gelişimin bir plan dahilinde sağlanması, idarelerce uygulanacak arsa politikaları ile kentlinin ihtiyaç duyduğu düzenli konut alanlarının temin edilmesi gereklidir. Ancak, ülkemiz gibi gelişmekte olan ülkelerde yaşanan hızlı kentleşme süreci ve nüfus hareketleri, bunu neredeyse imkânsız kılmakta, altyapı olanaklarının çok ilerisinde nüfus akını ile karşı karşıya kalan kentlerde, düzenli arsa ve konut üretimini sağlamak güçleşmektedir. Bu süreçte, kentler bir yandan hızlı ve denetimsiz gelişme gösterirken, bir yandan da artan nüfus ve buna bağlı kullanımlar için gerekli arazi ihtiyacı – toprak talebi hızla artmaktadır.

“Her kentsel işlev, gelecekteki gelişme yönüne ve büyüklüğüne göre, belirli miktarda kentsel toprağa gereksinim duyar. Bu durum, kentsel toprağa olan istemi artıran etmenlerdir” [Keleş, 1990].
Araziye olan bu talep, kentsel rant olgusu ile birleşerek öncelikle kent çevresindeki tarım alanlarını hedef almakta, verimli tarım toprakları bugünkü ihtiyaçları karşılamak uğruna hiç tereddüt etmeden amaç dışı kullanıma açılmaktadır.

“Kentlerde yaşanan nüfus patlaması kentsel büyümeye neden olmaktadır. Planlamada kural olarak, çok zorunlu olmadıkça tarımsal topraklar, kentsel yerleşmeye açılmamaktadır. Bununla beraber, zaman zaman verimli tarım topraklarının da kentsel arsaya dönüştüğü gözlenmektedir. Şüphesiz bu tür
dönüşümlerde izlenen arsa ve toprak piyasası politikalarının ve kentsel gelişmenin planla disiplin altına alınamamasının önemli rolü vardır. Kentsel rantın bu dönüşümde önemli bir rolü bulunmaktadır” [Çelik,2007].

Amaç Dışı Kullanımın Yarattığı Sorunlar

Verimli Tarım Topraklarının Kaybı: Her şeyden önce, her türlü amaç dışı kullanım, doğal bir kaynak olan toprağın kaybına neden olmaktadır. 1 cm. kalınlığındaki birinci sınıf toprağın 150 yılda, 60 cm. derinliğindeki toprağın 9000 yılda oluştuğu göz önüne alındığında, kaybedilen doğal kaynağın önemi daha çok ortaya çıkmaktadır. Verimli tarım topraklarının kaybı sonucu ise, tarımsal faaliyet sınırlanmakta, tarımın ekonomiye katkısı azalmaktadır. Çünkü, tüm tarımsal faaliyet bir bakıma toprağa dayalı olarak sürdürülmektedir.

Arazi Bütünlüğünün Bozulması: Tarım topraklarının arazi bütünlüğü; içerisinden karayolu, demiryolu gibi altyapı tesisleri geçirilerek bir kısmının kamulaştırılması, toprağa dayalı sanayilerin hammadde alım yerleri olarak bölünüp küçük parçalara ayrılması gibi nedenlerle bozulmaktadır. Bunun sonucunda, arazi bütünlüğü bozulan ve küçülen tarım alanlarında toprak işleme, bakım gibi bazı faaliyetler yerine getirilememekte, bu durumda üretim azalmakta ve çiftçi de arazisini satarak tarımsal faaliyeti terk etmektedir. Ayrıca, spekülatif amaçlarla arazi alım satımı da, tarımsal açıdan işlenmesi ekonomik olmayan parselleri ortaya çıkarmaktadır.

Arazi Fiyatlarındaki Spekülatif Artışlar: Kentsel gelişme alanı içerisinde kalan ya da sanayi tesislerinin, kamu altyapı yatırımlarının götürüldüğü bölgelerde yer alan tarım topraklarının fiyatlarında, bu nedenlerden dolayı aşırı yükselmeler görülmektedir. Bu durum, arazi sahiplerini arazi satışına teşvik etmekte, ancak toprağı satın alanlar çoğunlukla çiftçiler değil araziyi tarım dışı amaçla kullanmak isteyen spekülatörler olmaktadır.

Çiftçilerin Tarımsal Faaliyeti Terki: Kentsel alanların yaygınlaşarak büyümesi sonucu, bu alanlardaki çiftçilerin genellikle tarım dışında bir iş edinmeleri nedeniyle, tarımsal faaliyet ikinci plana itilmektedir. Bu durumda, çiftçi, toprağını tarımsal üretim için değil, mülkiyet için muhafaza etmekte, böylece tarımsal üretim giderek azalmaktadır.

Tarım Topraklarının Amaç Dışı Kullanımının Önlenmesine Yönelik Düzenlemeler

Tarım topraklarının korunması konusu, hem dünya hem de ülkemizde hep üzerinde konuşulan, bazı düzenlemelerle gerçekleştirilmeye çalışılan bir sorun olsa da, uygulamada önemli etkinlikler sağlandığını gözlemek güçtür. Özellikle ülkemiz özelinde, başlangıçta toprağın korunmasına yönelik iyi niyetle yapılan mevzuat düzenlemeleri, sonradan sürekli olarak istisnai durumlar için değiştirilmiş, bu da verimli toprak kaybını hızlandırmıştır.

Tarım topraklarının korunmasına yönelik tartışma konularından birisi ‘kentsel tarım’dır. Kentlerin giderek büyümesi – sınırlarının genişlemesi, kent çevresindeki değerli tarım topraklarını etkilemekle birlikte, diğer yandan ekonomik gerekçelerle kentsel alan ve yakın çevresindeki tarımsal üretim giderek azalmaktadır. Kentsel rantın tarımsal gelir karşısındaki dayanılmaz cazibesinin de bu durumu giderek artırmasıyla birlikte, kentleşme - tarımsal üretim arasındaki kısır döngü hızlı bir şekilde tarım aleyhine gelişmiş, kent çevresindeki tarımsal alanlar ise bu baskıya ancak kısa bir süre direnebilmiştir. Yani, mevcut kentleşme anlayışı içerisinde kent, tarımsal olmayan üretimin mekanı olarak görülmekte, tarımsal kullanım, kentsel arazi kullanımı içerisinde yer bulamamaktadır.

Kentsel tarım kavramı, gelişmiş ülkelerde özellikle son yıllarda ortaya çıkmış olup, bunun en önemli nedeni gıda güvenliği konusunda yaşanılan tartışmalardır. Kentsel tarım, Birleşmiş Milletler Kalkınma Örgütü tarafından, kentlerde ve kent çeperlerinde yoğun üretim teknikleri kullanılarak gıda üretme, işleme ve pazarlamayı kapsayan bir aktivite olarak tanımlanmıştır. Kentsel tarımı kırsal alanda yapılan tarımdan ayıran özellik ise, kentsel tarımın kentsel ekonomik ve ekolojik sistem içerisinde yer almasıdır [Koç, 2003]. Dolayısıyla, günümüzün mevcut kentleşme anlayışında kent içerisinde yer almadığını belirttiğimiz tarım kavramı, kentsel tarım yaklaşımı ile birlikte yeniden kentle bütünleşmeye başlamaktadır.

Kentsel tarımın kentlere ve kentlilere sosyal ve ekonomik katkısından söz etmek mümkündür. Tarımın yeniden kentsel yaşama katılmasının yararları şöyle sıralanabilir:

• Gıda güvenliğinde artış,
• Yeni istihdam olanakları ve ekonomik ve toplumsal fayda,
• Kent çeperindeki artık ve bakımsız alanların kullanımı ve yönetimi, ayrıca
yine bu bölgelerdeki tarım alanlarının aktif kullanımı,
• Kentlinin rekreasyonel ihtiyaçlarının karşılanması,
• Sosyal ilişkilerin gelişmesi ile birlikte fiziksel ve ruhsal sağlığa katkı [Koç, 2003].

Tüm bu değerlendirmeler çerçevesinde, günümüzde özellikle gelişmiş ülke kentlerinde önemli yer tutmaya başlayan kentsel tarım aktivitesi, tarımı yeniden kentin vazgeçilmez – ayrılmaz parçası haline getirebilir. Böyle bir durumda, kent için akılcı – düzenli gelişme politikaları uygulanıp, yeterli kentsel arsa üretimi de sağlanabilirse, kentsel çeperlerdeki tarım topraklarının korunmasında başarı yakalanabilir.

Derleyen : Hayriye Konyalıoğlu
Şehir Plancısı


KAYNAKÇA :

• Sezgin.D.,(2010),’’Kentsel Saçaklanmanın Verimli Tarım Topraklarının Amaç Dışı Kullanımına Etkisi:Ankara Örneği ,Yükseklisans Tezi,Ankara

• Yalçıner Ercoşkun,Ö., Karaaslan.Ş., (2009),’’Geleceğin Ekolojik ve Teknolojik Kentleri’’,Megaron Dergisi,Cilt 3,Sayı 3,İstanbul

• Sanver.,İ.E.,(2008),’’Kentsel Yayılmanın Çevreye Etkilerinin Uzaktan Algılama Yöntemiyle Belirlenmesi : Ölüdeniz (Fethiye) Örneği,Çevre Bilimleri Yükseklisans Tezi, Ankara

• Arapkirlioğlu,K.(2003),Ekoloji ve Planlama,Planlama Dergisi 2003/1

• Efe.M.,(2003),Kentsel Tarım Ve Şehir Planlamaya Entegrasyonu,Dokuz Eylül Üniversitesi,Yükseklisans Tezi,İzmir
Hayriye Eylül KONYALIOĞLU
Son Düzenleme: 3 yıl önce Düzenleyen MasterPlanlama.
Sayfa oluşturulma süresi: 1.13 saniye

Giriş Formu



BURADAYIZ..!

Kentsel Dönüşüm Planlama.Org SPK Gayrimenkul Değerleme GeNcDiNaMiK.com

Anket

3. Köprü hakkında ne düşünüyorsunuz?

Anket

Sitemizi Beğendiniz mi?